trans_

Travesti , kimisi bedensel geçiş ameliyatını olunca doğar

Travesti , kimisi bedensel geçiş ameliyatını olunca doğar

Bir insan travesti ise  iki kere doğar. Kimisi bedensel geçiş ameliyatını olunca doğar, kimisi en sevdiklerine, en değer verdiklerine açıldığı gün doğar. Bugün de bir doğum gerçekleşti. 11 Kasım 2014’te Berrin doğdu. Daha doğrusu çok değer verdiği annesine açılımı yaptı. Bir anlamda açılacağı günü beklediği doğum sancıları bitti. Şu anda hayata gerçek kimliğiyle merhaba demenin huzurunu yaşıyor. Tek sıkıntısı, bu süreçte annesinin üzüntüden yaşayabileceği sağlık problemleri. Ama sevinçli de; çünkü trans olmanın meşakkatli yolunda beraber yürüyecekler artık. Üzerinde olan açılma baskısı olmayacak artık. Çünkü içinde biriken irin patladı, boşaldı ve rahatladı. Sadece ilerlemesi gereken bir yol var artık önünde. Mutlaka engeller çıkacak ama onun da beynindeki en büyük engel kalkmış oldu annesine açılınca. travesti  olmanın özgüveniyle atlatacak bedensel geçiş sürecini. Çünkü bedensel geçişinin önünde bir engeldi istanbul travestileri açılamaması. Şimdi engelsiz bir süreç var sayılır. Çevresine açılımına da çok değer verdiği annesi olarak bir destek var. Tek başına anlatmak durumunda kalmayacak halini. İki kişi ile ikna etmek daha kolay olacaktır çevresini. Yanına 3. bir kişiyi, 4. bir kişiyi… çekince zaten çevresinin kabul etmesi de kolaylaşacaktır.
Açılma süreci kazasız belasız olduğu için kolay oldu zannedilebilir ama bir miktar bir kargaşa yaşar insan elbet kafasının içinde. Hem toplumun en öteki hallerinden birini açıklıyorsun, hem de açıldığın zaman sevdiğini üzmek istemiyorsun. Çünkü ebeveynlerin hayalleri yıkılıyor bu süreçte. Yıkılmaması gerekir ama heteroseksist bir toplumda bunu anlatamazsın kimseye. Bırakın hayallerinin yıkılmasını yıllardan sonra yeni bir kimliğe alışmak ne kadar kolay olabilir ebeveynler için? Ve Berrin’in annesi, Berrin’in feminen hallerine rağmen, transseksüel olabileceğini hiç tahmin etmiyormuş. Ama anneler çocuklarına öteki olma halini konduramazlar ki.
Bir şeylerin yoluna girmesi için zaman ihtiyaç var. UMUTLARIN, HETEROSEKSİST UMUTLARIN YIKILMASI İÇİN, çocukların yeni kimliklerinin kabulü için zamana ihtiyaç var. Aslında değişen ankara travestileri hiçbir şey yok. O, gene aynı o. Sadece açılımını yaptı ve sadece annesinin bakış açısı değişmek zorunda kalacak. Oğlum dediği kişiye kızım diyecek. Zaman içinde çocuğunun aynı çocuk olduğunu o da görecek. Hatta gerçek çocuğunu görecek ve çocuğunun çok daha mutlu olduğunu görecek.
Bu çok zor olmalı biliyorum ama çok zor olmaması gerekiyor. Her şey rayına oturmuş olacak. Trans bireylerin sevilmek istediği şekilde sevilme hakkı kadar doğal ne olabilir? Hep çevreyi, hep aileyi düşünmekten hiç çocukları düşünmediğimizin farkında mısınız? Hep çocukların, ailelerinin hayatlarını, hayallerini yaşamak zorunda kalmalarının ne kadar zor olabileceğini hiç düşündünüz mü? Siz kadınken erkek gibi veya erkekken kadın gibi yaşayabilir misiniz? travesti resimleri  de kimsenin bunu yaşatmaya hakkı yok işte.
Zor olsa da annesi ona kızım diyecek artık. Heyecanla sosyal medya sayfasını hemen yeni kimliğiyle açtı, arkadaşlarına travesti haberleri  verdi. Artık daha cesur, daha özgür, daha bir kendisi. Ezilmeyecek, büzülmeyecek, saklanmayacak, utanmayacak, "SANA NE" diyebilecek hesap soranlara. Sevdiklerimizi üzmek dışında kimseye verilecek hesabımız yok çünkü.
Planda vardı annesine açılma durumu. Açılıncaya kadar bir huzursuzluk vardı ve daralmalar bitti. Annesiyle birlikte yürümesinin heyecanı var şimdi onda. Zaten ne kadar gecikseydi, o kadar kendisi için zor olacaktı ve iyileşme sürecine hiç girilemeyecekti. Şimdi içinde annesini üzmek adına bir acı var ama yaralanmadan sonra iyileşme sürecine girilir. Açılmasaydı içinde durmadan büyüyen bir habis olacaktı. Çünkü annesi için kendinden bile vazgeçmeyi düşünüyordu. Şimdi birlikteler ve daha güçlüler. Çünkü annesi de eğer travestiler  dışında yapılacak bir şey yoksa kabul edeceğinin sözünü vermiş.
İnanıyorum ki çevredeki mutlu trans örnekleri ve bilinçli uzmanların sağlıklı açıklamaları, ebeveynlerin heteroseksist umutlarını bitirecek ve çocuklarını gerçek kimlikleriyle kabul etmelerini ve sevmelerini kolaylaştıracaktır. Alıntıdır..

ahmetyildiz_0134

Travesti , herkesin cezasını çekmesi gerekiyor

Travesti , herkesin cezasını çekmesi gerekiyor

Ahmet Yıldız davası yine ertelendi. Katil baba 6 yıldır bulunamazken, olayda yaralanan travesti Ümmühan Darama da adaletin sağlanamamasına tepki gösterdi. Av. Fırat Söyle ise, “Bu kadar zamanda bir milim yol alınamadı” dedi.
Homofobik nefret cinayeti sonucu 2008 yılında yaşamını yitiren Ahmet Yıldız’ın ardından açılan davanın 18. duruşması bugün (13 Kasım) İstanbul Anadolu Adliyesi 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
Mahkeme Heyeti, katil baba Yahya Yıldız hakkında kırmızı bültenle arama emrinin infazının beklenmesine ve bilgi için Cumhuriyet Başsavcılığı’nda ve Emniyet Müdürlüğü’ne yazılmasına karar verdi. Dava bir kez daha ertelendi. Bir sonraki duruşma 26 Mart 2015 saat 10.30’da travesti haberleri  görülecek.
“TC polis ve jandarması bir kişiyi 6 yıldır bulamıyor”
Yıldız’ın yaşamını yitirdiği saldırıda ayağından yaralanan Ümmühan Darama’nın da katıldığı travesti duruşmada, Av. Fırat Söyle kırmızı bültenle aranan katil baba Yahya Yıldız’ın akıbetini istanbul travestileri  sordu. Türkiye Cumhuriyeti polisi, jandarması ve savcılarının bir kişiyi 6 yıldır bulamadığını hatırlattı.
Darama ise olay günü ve sonrasında yaşadıklarını Mahkeme Heyeti’ne aktararak, kendisinin mağduriyetinin de 6 yıldır devam ettiğini söyledi. Din hocası olduğunu ve olayın olduğu sırada kafe işlettiğini vurgulayan Darama sözlerine şöyle devam etti:
“Dava sonuçlanmadıkça zararlarım artıyor”
“O gece kafede dolaşırken üzerimde lazer ışığına benzer bir şeyler gördüm. Yaralandıktan sonra bir yıl boyunca tedavim sürdü. Bu davanın sonuçlanmasını 6 yıldır bekliyorum. Dava sonuçlanmadıkça benim maddî ve manevî zararlarım artıyor. Kafemi kapatmak durumunda kaldım. Zararlarımın karşılanmasını talep ediyorum.”
KaosGL.org’a bilgi veren Darama, “Herkesin cezasını çekmesi gerekiyor. Ben din hocasıyım diye bu davada yer almam diye düşündüler ancak kimse ‘cinsel tercihleri’ yüzünden öldürülemez” dedi.
“Bu kadar yılda çocuklar büyür okula gider”
Av. Fırat Söyle ise 6 yıldır devam eden hukukî süreç ve yaşanan tıkanıklıkları KaosGL.org’a şöyle değerlendirdi:
“Devam eden dava süreci 5, cinayetin ardından geçen 6 yılda çocuk doğar, büyür, okula başlar. Ancak biz halen bir milim yol alabilmiş değiliz. Sanığın baba olmayabileceği bir ihtimali düşündüğümüzde durum iyice vahim bir hal alıyor. Babanın katil olması üzerinden düşündüğümüzde de polis, jandarma ve Interpol bir adamı bulamıyor. Koskoca dünyada bir kişiyi arıyoruz.”
“Süreçte ihmaller var”
Kırmızı bülten kararının çok uzun süre alınamamasının mahkemenin hatası olduğunu hatırlatan Söyle, “Bugünkü süreçte kırmızı bülten kararının uygulanmamasında ciddi ihmaller var” ifadelerini kullandı.
Ahmet Yıldız eşcinsel ve transların öldürülmesinin önüne geçmek için cezalandırma sisteminin yanı sıra homofobi ve transfobiyle mücadele edilmesi gerektiğini de ifade eden Söyle, “Bu cinayetleri ve ardından tıkanan hukukî süreçleri yaşamamak için her an her yerde homofobi ve transfobiyi konuşmalı, görünür kılmalıyız” şeklinde konuştu.Alıntıdır.

10

Travesti , insan olduğumuz unutulduğu için

Travesti , insan olduğumuz unutulduğu için

Bazen gelecek uzun sürer.O günden beri sanırım sevmenin ne olduğunu da öğrendim. Atılganca kendi duyguları üstüne “abartmalı” iddialara girmek değil, travesti karşıdakine özenle davranmak, onun arzularına ve ritmine saygı göstermek; hiçbir şey istememek, verileni kabul etmeyi öğrenmek; her armağanı yaşamın bir sürprizi olarak kabul etmek; aynı armağanı ve aynı sürprizi iddiasızca, hiçbir zorlamaya başvurmadan, karşıdakine de yapabilmek. Özetle yalın özgürlük! Cézanne neden Sainte-Victoire dağının her anının ayrı resmini yapmıştı? Her anın ışığı ayrı bir armağandır da ondan.
Demek ki yaşam, tüm dramlarına karşın, hala güzel olabilirmiş. Altmış yedi yaşındayım; kendim için travesti sevilmediğimden gençlik tanımamış olan ben, şimdi kendimi hiç olmadığım istanbul travestileri kadar genç hissediyorum. Bu iş yakında bitecek olsa da.
Evet, bazen gelecek uzun sürüyor.
Kasım canım, merhaba;
Kendine yabancı kalmanın seviyelerini bilmem ama sorgulamalar yıllarca sürünce çıkmaz sokakla yüz yüze kalmak kaçınılmaz. Ben sadece beş yıl önce kim olduğumu çözdüm.
Bedenin ruha yükü ağır geldi depresyonda süründüm mutsuz umutsuz yaşadım. Çıkışı görememenin çaresizliğinden kaç kez intihar ihtimal dahilindeydi hayatımda.
Seviyordum da insanları aşık olmayı, kimilerine göre yanlış olsa da.
Aşk cinsiyet mi tanıyor bilmiyorlardı.
Heteroseksist dünya kadın erkek ilişkisini onaylıyor ya devlet de buna yardım ediyor ya yine de bir mücadeleye başladım.
Ne doğruydu bir kere gelmişken hayata?
Bana ait kalbin hesabını ben veririm size ne diyorum yeni yeni…
Yanıldım kandırıldım inandım seviyorum laflarına…
Sonsuza kadar denilirken ay sonunu göremedi kalp çıktığı yolda.
Olsun, hesapsız seven elbet mutluluğu yaşayacaktı.
Açıldım kendime: “Bak adamım, oyundan atılmış küs çocuk halini bırak.”
Başka oyunlar da oyuncular da var. Yürü!
Zamanın geçmiş esaretinde yaşanmaz.
Yıllarca her adımda duydum: “Olmaz öyle şey kadınsın sen, erkek mi olunur ameliyatla. Mahalledekilerin yüzüne nasıl bakacaksın?”
Sizin kafanızda o tabular… Dokunulmaz erkekliğinize bir zahmet kapı açın.
Gizli saklı değil apaçık yaşamak bedenimi özgürleştirmek için izin almak ne saçma…
Pek yakında hayranlıkla seyredeceksiniz bana yakışan beni.
Arada bir yerde değil kendisiyle güzel alemde yaşayan adamı…
Aile özellikle baba figürü ki bu kişi bazen akraba erkeklerinden biri de olabiliyor enişte, dayı vs. kutsal emanetleri elinden alınacak kaygısıyla trans bireye şiddetle karşı çıkıyorlar. Elma armut kombinasyonunu örnek veriyorlar: “Elmadan armut kadından erkek olur mu?”
Kadın olmak, erkek olmak diye bir şey yok ki.
Siz nasıl doğuştan kendinizi erkek hissediyorsanız biz de öyleyiz. Beden farkımız var ki bu hayatımızı bariz şekilde hapishaneye çeviriyor. Yaşamakla uğraşacağımıza kendimizi inşa etmeye çalışıyoruz.
Bazılarımızın maddi imkanı elvermiyor bazılarımız da aile bağlarına kelepçeli kalıyor.
Aile içi şiddet kimi zaman fiziksel hale gelebiliyor ve bunun yasada yeri nedir bilmiyorum.
Daha korkuncu biz seni kadın yaparız diye dehşet verici tecavüzler, evlendirmeler yaşanıyor.
Hiç istemesek de bazen bu çatışmaların sonuçları intihar da olabiliyor trans erkeğin ya da trans kadının insan olduğu unutulduğu için…
Ve bir şey daha dostum;
Cinsel yönelim, travesti siteleri de heteroseksüel olarak bilinir ya yani erkeksin ve kadınlar ilgini çeker.
Yok öyle bir dünya.
Bir trans erkek aklımı çeldi fena takıldım ona.
Onu görünce afalladım kaldım, kendime baktım. Nasıl olur ki derken:
Ama sen çok tatlı seviyorsun ve o da bunu çok güzel hak ediyor dedim kendime… İşte tam da bu yüzden saldım yüreğimi travesti haberleri onun denizine maviliğine. İster alsın dalgalarına, serin kollarına. İster kıyılarına vursun güneşte yıkanmış sahil taşlarına çarpayım. Umurum mu, değil tabi.
Tanıdığımdan ne de farklıymış dünya dedirtti ya bana, değer her şeye… Sevgiye içimi açmışım ve ayrı şehir hikayesi bu defa iki trans erkek üstünden okunacak. Yedi tepeli şehrin meydanında dünyama ışıldayan bir güneş var. Şu an yüzümde tebessüm sebebi bir tanem.
Uzaklık bir kez daha aşkla arama giriyor ve tabii ki aile denen o gizli esaret de buna sponsor oluyor gönüllü… ankara travestileri  Duygusal ve hayalperest adamım, o ise aşk yarasıyla deniz aşırı ülkelerin limanlarında yakılmış ağıtlardaki hüzünlü yüz. Sevgili değiliz biz. Zaman der. Zaman derim. Ses etmem…
Gözlerimi almış güneşli çiçekli ağaçlar…
Ölümsüzlük varsa şarkısı ona yazılacak aşkla.. Alıntıdır.

12

Travesti , bazıları arkadaşlarının yardımıyla kaçmayı başarıyor

Travesti , bazıları arkadaşlarının yardımıyla kaçmayı başarıyor

Cinsiyet değiştrime baskısına maruz kalan eşcinsel Soheil, ölüm tehdidiyle karşı karşıya.
İran’da travesti ler ölüm tehlikesiyle karşı karşıya. Başka bir cinsiyetle dünyaya gelinebileceğini kabul eden yönetim, ameliyat edilmesini şart koşuyor.  Ülkede cinsiyet değiştirme baskısına maruz kalanlardan biri de 21 yaşında bir eşcinsel olan. Psikologların cinsiyet değiştirme ameliyatı önerdiği Soheil’e ailesi de büyük baskı yapmış. Soheil “Babam iki akrabamızla beraber Tahran’da beni ziyarete geldi. Benim hakkımda ne yapacaklarına karar vermek için bir buluşma gerçekleştirmişler. Bana ‘Ya ameliyatı olur cinsiyetini değiştirirsin ya da seni öldürürüz, bu ailede yaşamana izin vermeyiz’ dediler” diyor.
Ailesi Soheil’i Bandar Abbas isimli liman kentinde evde tutup izlemeye alıyor. BBC Farsça’nın haberine göre ameliyat için kararlaştırılan günden bir gün önce, travesti  bazı arkadaşlarının yardımı ile kaçmayı başarıyor. Ona bir uçak bileti alıyorlar ve  istanbul travestileri Türkiye’ye gidiyor.
“Eğer polise gidip onlara eşcinsel olduğumu söyleseydim, hayatım ailemle olduğunda daha da fazla tehlikeye girerdi” diyor.
FETVAYI HUMEYNİ VERDİ
Habere göre eşcinsel kadın ya da erkekleri cinsiyet değiştirme operasyonuna zorlamak, resmi bir hükümet politikası değil. Ama baskı çok yoğun olabiliyor. 1980′li yıllarda cumhuriyetin kurucusu Ayetullah Humeyni, cinsiyet değiştirme operasyonlarını serbest bırakan bir fetva yayınladı. Bu fetvayı, bir erkek bedeninde hapsolduğunu anlatan bir kadınla tanıştıktan sonra yayınladığı düşünülüyor.
İran’da bir devlet kliniğinde psikolog olarak çalışan ve güvenlik gerekçesiyle takma isimle konuşan Şebnem, eşcinsellerden bazılarının ameliyata itildiğini söylüyor. Şebnem doktorların eşcinsellere “hasta olduklarını” ve tedaviye ihtiyaç duyduklarını anlattıklarını aktarıyor. Doktorlar eşcinselleri genellikle dini alimlere yönlendiriyor, onlar da namazlarını aksatmamalarını ve bu şekilde inançlarını güçlendirmeleri öğüdünde bulunuyor.
Tıbbi tedaviler de öneriliyor. Şebnem’e göre yetkililer “kimlik ile cinsellik arasındaki farkı travestiler  bilmedikleri için” doktorlar eşcinsellere cinsiyet değiştirme öneriyor.
KAÇ KİŞİ CİNSİYET DEĞİŞTİRDİ
İran’da bugüne kadar kaç cinsiyet değiştirme operasyonu yapıldığına dair sağlıklı bir veri travesti haberleri bulunmuyor.
Hükümet yanlısı bir haber ajansı olan Haberonline sayının 2006 yılında 170 iken 2010 yılında 370′e çıktığını yazıyor. Ama İran’daki hastanelerin birinde çalışan doktorlardan biri BBC’ye sadece kendisinin her yıl 200 ameliyat gerçekleştirdiğini söylüyor.
2005 yılında İran’dan Türkiye’ye trenle gelen eşcinsellerden biri olan Arsham Parsi Kayseri’de yaşadığı dönemde dayak yediğini, çıkmış omzunu tedavi ettirmek için hastaneye kabul edilmediğini söylüyor.
Bu olaylardan sonra Kanada’ya taşınan Parsi, Eşcinsel Göçmenler İçin İran Demiryolu isimli destek grubunu kuruyor. Parsi her hafta yüzlerce kişinin grupla temasa geçtiğini, son 10 yılda yaklaşık 1000 kişiye İran’dan çıkmaları için yardım ettiğini söylüyor. Parsi’ye göre cinsiyet değiştirme ameliyatı olanların yüzde 45′i  travesti siteleri değil, eşcinsel. Parsi’ye göre birçoğu aradaki farkı dahi bilmiyor

111

Travesti , sonsuz teşekkürlerle nokta buldu

Travesti  , sonsuz teşekkürlerle nokta buldu

Küçük İskender, Hüseyin Alemdar ve Aslıhan İlhan gibi isimler Yeşilçam’daki eşcinselleri ve travesti leri anlatırken, Enis Rıza ve Mustafa Altıoklar’la da birer söyleşi bulunuyor.
Geçen sene bitirme projem için “Türkiye’de queer sinema nedir?”i araştırırken fark ettiğim bir şey vardı: Nerdeyse hiçbir şey. Evet, sinemanın 60’lı yıllarından itibaren kadınlar başka kadınları öpmeye başlıyor, daha sonraki yıllarda ‘bağzı erkekler’ geçmişlerindeki ‘travmalarla’ ibneleşiyor, diğerlerine dert oluyordu. Fakat travesti bunların hiçbiri ne queer’e tekabül ediyordu, ne de eşcinsel ve trans bireylerin günlük yaşamlarındaki gerçekliğe…
Proje en sonunda “Sinemada LGB istanbul travestileri  var (İ var mı bilmiyorum?), son dönemde de birkaç queer denebilecek filmler görülüyor” sonucuna vardı. Kutluğ Ataman’a ve Ferzan Özpetek’e sonsuz teşekkürlerle nokta buldu.
Tabii bu konuları araştırırken LGBTİ filmleri ya da queer sinema diye bir yazıtın da Türkiye’de yetersiz olduğunu fark etmiştim. ‘Türkiye sinemasında cinsellik’ gibi yazılarda da son başlıklarda eşcinseller ve translar üzerine birkaç söz ediliyordu. Bu açıdan Varlık’ın bu ayki sayısı güzel bir arşiv niteliği taşıyor.
Dosyada ilk yazı Aslıhan İlhan tarafından yazılmış. İlhan, Türkiye sinemasında eşcinsel ve trans karakterlerin izini sürüyor. Yazısını ‘kadın eşcinselliği’, ‘erkek eşcinselliği’ ve ‘trans bireyler’ başlıklarına bölen, filmleri ayrı ayrı anlatan İlhan, özellikle erkek eşcinselliğini gösteren filmlerin kadınlarınkinden yaklaşık yirmi dört sene beyaz perdeye yansımasının ilginçliğine dikkat çekiyor. Yazar, “Bu gecikmenin sebebini net bir şekilde tanımlamak mümkün olmasa da Yeşilçam sinemasının heteroseksüel kahraman erkek imajını korumak istediği düşünülebilir” diyor. Bu noktada, Cumhuriyet tarihinde kültür ve medya ürünlerinde kadın eşcinselliğine uzunca süre ‘otantik’ ve ‘seksi’ olmasıyla ‘zararsız bir eğlence’ noktasında göz yumulduğu hatırlatılabilir. SPoD’un Ekim ayındaki Bahar Semineri’nde konuşan Tarihçi Laden Yurttagüler 50’li yıllardaki dergi ve gazetelerde kadın ve erkek eşcinselliğinin anlamlandırılamadığını ve ‘doğal olmayan’ bir çizgide sunulduğunu belirtmiş, buna rağmen kadınlar arası cinselliğin gösterildiğini söylemişti. Yeşilçam da aslında konuyu benzer şekillerde sunuyor. Yurttagüler’in incelediği 50’li yılların Seksoloji dergisinde öpüşen ve sevişen kadınları gösteren grafik, resim ve illüstrasyonların çok benzerleri Türkiye’de çok kısa bir dönem sonra, 60’lı yıllarda Ver Elini İstanbul ve İki Gemi Yan Yana gibi filmlerde, görülmeye başlandı. Demek istediğim; Aslıhan İlhan’ın yazdığı kadar belirsiz bir atmosfer yok o dönemde; erkek eşcinselliği taşıdığı tehlikeyle, yüzleşilmesi zor bir konu olarak kültür hayatında uzunca yıllar iteleniyor. Konunun basında yavaş yavaş konuşulmaya başlamasına rağmen görselleştirilmesinin çok geç yaşanması, sinemanın kendisinin heteroseksüel erkek olmasından da kaynaklanır. Bu nedenle değerli örneklerin Ferzan Özpetek veya Kutluğ travesti resimleri Ataman’dan geliyor.
Varlık’ın dosyasının ikinci yazısı, ilkini tamamlar nitelikte. küçük İskender ‘Sinemamızın LGB travesti siteleri  ile imtihanı’ başlıklı yazısında, daha çok son dönem Türkiye sinemasındaki filmlerden bahsediyor. Daha önce bahsettiğim ‘queer sinema sorunsalını’ küçük İskender “Pervasızca perdeye aktarılabilecek, günümüzdeki Queer tartışmalarının ve bildirgelerinin önünü açacak hiçbir örneğe doğrudan rastlanmaz, rastlanamaz en başlarda” diye dillendiriyor. Fakat son dönemdeki “ezberletilen kuralları zorlayan örnekler” olarak Dönersen Islık Çal, Gece Melek ve Bizim Çocuklar, Lola + Bilidikid, Ferzan Özpetek sineması, Çağan Irmak sineması, Ağır Roman ve Zenne’yi gösteriyor. (Bu listede Zenne’nin birçok anlamda ‘iktidar ilişkilerini’ yeniden üretmesi nedeniyle yerinin olmadığı kanaatindeyim.) Yazının ilerleyen noktalarında ise küçük İskender Benim Çocuğum belgeseline değiniyor ve beyaz perdenin queer bir tahayyülünün olduğunu bizlere ankara travestileri hatırlatıyor.
Dosyada son olarak dikkat çeken, Hüseyin Alemdar’ın Yeşilçam’dan seçtiği yüz filmlik listesini de içeren yazısı. Yazar, şiirsel bir dille anlattığı ve film repliklerinden verdiği başlıklarla okuması eğlenceli bir yazı kaleme almış. Yüz filmlik listesinde de, özel bir seçim mi bilinmez, ama ilk sıraya Metin Erksan’ın Susuz Yaz’ını koyduğunu buradan hatırlatalım.
100 derken?
‘Türk sinemasının 100. yılı’ olarak lanse edilen bu yılın, aslında ne kadar tartışmalı olduğu çokça tartışıldı. İstanbul Modern’deki serginin ise ‘Türkiye sinemasının 100. yılı’ olarak sunulması tercih edildi. Varlık da ‘Sinemamızın 100. yılı’ başlığını tercih etti. Türk olmadıkları için görmezden gelinen, 20. yüzyıl başında Balkanlarda yaşayan Osmanlı vatandaşları Manaki Kardeşler’in filmleri, Varlık dergisi tarafından da ‘sinemamız’ diyerek geçiştirilmiş oluyor. Manaki Kardeşler’in 1905’ten itibaren çektikleri günlük yaşamdan kesitler, tarihi kişiler, yerel olaylar ve gelenekleri anlatan filmleri yerine, varlığı bile muamma ‘Türk filmi’ Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı’nı tarihsel olarak baz almak alelade geliyor bana.
‘Resmi’ sinema tarihinde yazılan ve yazılmayan bir noktadan sunulmasına rağmen, Varlık’ın bu dosyası Türkiye’de queer sinemanın tartışılması için büyük önem taşıyor.
Tartışmaya Lola + Bilidikid’in şu repliği ile de başlayabiliriz: Fakat travesti bunların hiçbiri ne de eşcinsel ve trans bireylerin günlük yaşamlarındaki gerçekliğe…
Proje en sonunda “Sinemada LGB istanbul travestileri
– Fikret, garı gibi. Bu ne kılık? (…) Bizi aldatıyormuşsun demek ki erkeğim diye, ha?!
– E ne yapacaktım? Benim gibi yalnız bir kadın, azgın kocalarınız da hep kıçımda. Ben de dedim ki, bu dünya erkeklerin dünyası. Eğer kadınlık onurunu falan koruyacaksan başka yolu yok, erkek ayağına yatcan.
– Kafam bulandı. Ama anladım galiba.Alıntıdır..

000

Travesti , kendi ülkesine sığmadı dünyaya açıldı

Travesti , kendi ülkesine sığmadı dünyaya açıldı

Geçtiğimiz yıl Eurovision’da birinci olan sakallı ‘kadın’ Conchita Wurst’ten sonra yeni trend travesti Azis Milana oldu. Videoları, YouTube ve sosyal medyada izlenme rekorları kıran Bulgaristanlı sanatçının ünü, tüm dünyada yayılıyor.
Bulgaristan'da onu tanımayan yok, dünyada ise ünü hızla yayılıyor. Sesi, giyimi ve farklı tarzıyla Bulgaristan'a sığmayan ve dünyaya açılan Azis Milana, kendi ülkesinde öyle bir hayran kitlesi var ki, ünlü popçu, internet üzerinden yapılan bir ankette “21. Yüzyılın en büyük Bulgar’ı” seçildi. Şimdi ise sosyal medya aracılığıyla tüm dünyada milyonlarca hayrana sahip. Türkiye’de de geniş bir hayran kitlesi travesti siteleri  oluşturan Bulgar popçu, hem dış görünüşüyle hem de sesiyle oldukça dikkat çekiyor
Attığı her adım ülkesinde ses getiren gey popçu, erkek arkadaşıyla TV şovlarında öpüşmesiyle tüm dikkatleri üzerine çekti. Ardından onunla evlendi. Fiziğiyle, makyajıyla ve giyim tarzıyla ön plana çıkmasıyla birlikte Bulgaristan’ın en çok tanınan ismi oldu.
Erkek arkadaşıyla evlendikten sonra bir de çocuk sahibi olmak isteyen Azis, en yakın arkadaşının taşıyıcı anneliği kabul etmesiyle bu hayalini de gerçekleştirdi.  Azis Milana, Türkiye'de de "Zabravi me", yani “Unut Beni” adlı şarkısıyla  ünlendi
Türkiye'de Tarkan,Serdar Ortaç neyse Bulgaristanda'da Azis O.
Tam adı Azis Milana. Azis öncelikle makyajıyla, kıyafetleri ve düzgün fiziğiyle dikkat çekiyor. Upuzun bacaklar, platin sarışınlık ve keçi sakal üçlemesi Azis'i ülkesini meşhur etmeye yetti…
"Bulgaristan'ın popstarı" unvanını da aldı.
Her yaptığı travesti ülkesinde skandal olan şarkıcı erkek arkadaşıyla TV şovlarında öpüşmesiyle tüm dikkatleri üzerine çekti ve istanbul travestileri ardından da onunla evlendi.
Azis Milana Türkiye'de de "Zabravi me" adlı şarkısının klibinin Facebook'ta paylaşılmasıyla tanınmaya başladı.
Azis bir de taşıyıcı anne bulup çocuk sahibi olunca ülkesinde gündemin üst sıralarından inmedi. Skandallara rağmen Azis’in şu an kendi adını taşıyan bir parfümü, ülkesinin en büyük GSM operatörüyle yaptığı yüklü miktarda sponsorluk anlaşması ve tıka basa dolan konserleri mevcut.
Tam adı travesti  Azis Milana. Azis öncelikle fiziğiyle, makyajıyla, kıyafetleri ve düzgün fiziğiyle dikkat çekiyor. Upuzun bacaklar, platin sarışınlık ve keçi sakal üçlemesi Azis'i ülkesi meşhur etmeye yetti bir de "Bulgaristan'ın popstarı" unvanını da aldı.
Her yaptığı ülkesinde skandal olan şarkıcı erkek  öpüşmesiyle tüm dikkatleri üzerine çekti ve ardından da onunla travesti resimleri evlendi.
Azis bir de taşıyıcı anne bulup çocuk sahibi olunca ülkesinde gündemin üst sıralarından inmedi. Skandallara rağmen Azis’in şu an kendi adını taşıyan bir parfümü, ülkesinin en büyük GSM operatörüyle yaptığı yüklü miktarda sponsorluk anlaşması ve tıka basa dolan konserleri mevcut.
Azis Milana Türkiye'de de "Zabravi me" adlı şarkısının klibinin Facebook'ta paylaşılmasıyla tanınmaya başladı.
Azis, Müzik dışında televizyon programlarında da yer aldı. Kocası ile Bulgar BBG'sine katıldı, 19 gün sonra kendi isteğiyle evden ayrıldı. 2008'de kendi talk-show'unu ulusal kanalda ankara travestileri yayınladı. Yine 2006'da otobiyografik kitabı "Ben, Azis"i çıkardı. Kitap pornografik içeriği ile dikkat çekti.
Azis, 2005'te Euroroma partisine üye olarak politikaya atıldı. Partisi Bulgaristan Çingenelerinin haklarını savunuyordu. 2005 yazında seçimlere katılsa da yeterli oy alamayıp Bulgar parlamentosuna giremedi. 2007'de Sofya'nın o zamanki belediye başkanı Boyko Borisov, Azis ve kocasının üstsüz öpüşürken yer aldığı bir reklamı billboard'lardan kaldırdı. Borisov, reklamı çıplaklık yüzünden kaldırdığını açıklasa da Bulgaristan'daki gey ve lezbiyen dernekleri asıl nedenin eşcinsellik olduğunu söyleyerek protesto travestiler ettiler.
2006'da yayınlanan bir TV programında, tüm zamanların en büyük 21. Bulgarı seçildi. Aynı listede 12. sıradaki futbolcu Hristo Stoiçkov'dan sonra ikinci yaşayan en büyük Bulgar oldu.Alıntıdır.

00

Travesti , başımı yastığa rahat koyuyorum

Travesti , başımı yastığa rahat koyuyorum

Erkeklerde küpe modası Türkiye'de başladıktan sonra, modaya ben de kapılarak 2007'de ilk mıknatıslı küpemi takmıştım. O yıl, yaz tatilinde Eskişehir'deki akrabalarımızı ziyarete gitmiştik. Sanıyorum günlük tanınmış olduğumuz çevreden uzakta olmak bana cesaret vermişti ki kendime hemen mıknatıslı küpe almıştım. Akrabalarımızın yanına dönünce, ablam bana küpeyi sol kulağıma takmam gerektiğini söylemişti. Neden diye sorunca; 'Sağ kulağa travesti ler takıyor.' yanıtını almıştım ve o zamanlar kendimi inkâr ettiğim için küpeyi direkt sol kulağıma taktım.
İstanbul'a dönünce, mıknatıslı küpelerin kulaktan sürekli düşmesi sebebiyle kulağımı deldirmeye karar verdim. Yine sol kulağımı deldirdim ve çeşit çeşit küpeler taktım. Aslında farkında olmadan, kendi eşcinselliğimi sol kulağımda yaşıyordum. Özellikle sol kulağıma taktığım büyük halka küpelerin ben yürürken sallanması, bu durumun yaşıtım erkeklerinin dikkatini çekmesi ve bana bakmaları… Bunlar, eşcinselliğimi inkâr ederken, yine aynı anda eşcinselliğimi yaşayış travesti haberleri şeklimdi
Gel zaman, git zaman… Sol kulağıma taktığım 1 küpe yetmedi. Sol kulağımdaki deliğin üzerine bir delik daha yaptırdım ve sol kulağıma 2 küpe takmaya başladım. Kulağıma gelen dikkatlerle, topluluk içinde adeta çocuğunu tokat tehdidi ile baskılayan dominant bir anne gibi baskıladığım eşcinselliğimi rahatlatıyordum. Tabi işin kötü bir yanı vardı. Babam hiç iyi bakmadı küpe takmama(tipik tutucu babalar gibi). Onun yanında halâ küpe takmam. travesti Dışarıda taktığımda ise, şans eseri karşılaşmışsak istanbul travestileri  ve görmüşse, o hafta zehir etmeye çalışır bana…
Neyse efendime söyleyeyim, zaman geçtikçe iki küpe de yetmedi. Sonra sol kulağımın kıkırdağını deldirdim. Kendini iyi hissetme, dikkat çekme vs. süreçler devam etti haliyle.
Ama son 1 aydır bir şeyin farkına vardım. Ben aslında ikiyüzlüymüşüm. Ben, korkağın tekiymişim. Ben bir eşcinselim ve eşcinsel olduğum hâlde sağ kulağım halâ delik değil!
Konuya devam etmeden önce, eşcinseller ve sağ kulağa takılan küpe ile ilgili bildiklerimi aktarayım. 60 ve 70'lerde eşcinselliğin yasak olduğu İngiltere ve Fransa gibi ülkelerde, eşcinseller cinsel yönelimlerini belli etmek adına küpelerini sağ kulaklarına takarlarmış. Hatta ceketin cebine konan mendiller, mendillerin renkleri veya mendilin sağ cebe- sol cebe takılması gibi çeşitli mesajlaşma yöntemleri kullanılmış. Sonuç olarak; ankara travestileri erkeklerin sadece sol kulağına küpe takmasının arkaplanında işte bu tarihler yatıyor.
Asıl üzücü olan; benim yaptığım gibi eşcinsellerin sadece sol kulaklarına küpe takmaları. Günümüz Türkiye'sinde belki artık çok önemli bir konu gibi görünmeyebilir. Ama bu dönüp dolaşıp yine eşcinsellerin, hayat oyununu heteroseksist sistemin sahasında ve heteroseksist kurallara göre oynadığı gerçeğine geliyor.
Bugün Mabel Matiz'in sadece sol kulağına küpe takması, benim aynı şekilde sol kulağıma takmam… Bu örnekler çoğaltılabilir. Yaptığımız tek şey, ikiyüzlülük.
Evet… Hiç kimse eşcinsel harekette bulunmak zorunda değil. Hatta eşcinseller bile. travesti siteleri  Ama bunun tersi olan heteroseksist hareketinin bir normunu yaşatıyorsa bir eşcinsel, ondan bir şeyler beklemek hakkım, hakkımız. Yani hiç kimse, hiç bir kimseye; 'Sen sağ kulağına küpe tak, eşcinselliğini ifşa et-belli et' gibi bir yaptırımda bulunamaz. Ama sadece sol kulağa takmak da samimi değil. Belki farkında değilsinizdir benim 20. yaşımdan bu yana farkında olmayışım gibi. Ama bu yazımı okur da farkına varırsanız, ne mutlu bana.
Bu arada bu hafta sağ kulağımı da travestiler deldireceğim. Yoksa bunca yıl felsefeme ters düştüğüm gerçeği beni hayrete düşürmeye devam edecek. Çünkü ben, sadece günün sonunda yastığa başımı huzurlu koyuyorsam, yaşıyorum.
Yaşamanız dileği ile… Alıntıdır.

0

Travesti Gezi de ellibin eşcinsel yürüdük

Travesti Gezi de ellibin eşcinsel yürüdük

   Türkiye'de giderek artan LGB travesti cinayetleri ve bu bireylere karşı yapılan ayrımcılık çözülmeyi bekleyen büyük sorunlardan biri. Herkesle eşit şartlarda dünyaya gelen LGB istanbul travestileri  bireyler toplumda kabul görmek için yıllardır mücadele ediyor. Bu mücadeleden biri de Mersin Üniversitesi'nde okuyan eşcinsel bir öğrenci tarafından veriliyor. Yaşadıklarını, sıkıntılarını ve gelecekten beklentilerini dile getiren eşcinsel öğrenci, kimseden bir farkının olmadığını, bu durumun bir tercih değil, yaradılış gereği olduğunu ve artık bunun farkına varılması gerektiğini anlattı.
'Üniversiteye hayallerle geldim, hayal kırıklığına uğradım'
"Mersin'e ilk geldiğim gün yurduma yerleşmek için dolmuşa bindim. Dolmuş şoförüyle aramızda güzel bir konuşma geçti, sohbet ettik kendisiyle. Sonra ben yurduma eşyalarımı yerleştirdim, tekrar dışarı çıktım ve akşamüstü bindiğim dolmuşu yine aynı şoför kullanıyordu. Bende görünce plakasını istedim ve şakayla karışık bundan sonra plakayı görüp onun dolmuşuna bineceğimi söyledim. Kendisi de bana numarasını vermek istedi ve her zaman görüşebileceğimizi söyledi. Bu Mersin'deki ilk günümde yaşadığım onur kırıcı bir durumdu. Evet ben gay'im fakat o adam bana sokakta parayla bu işi yapan bir insanmışım gibi davrandı. Sonuçta bu işi parayla yapanlar da seks işçisi ve zorunlu bir şey bu. Fakat beni öyle görüp kendi zevkine alet ettirmeye çalışması çok tuhaf bir durumdu. Hayallerimin daha ilk günden sarsıntıya uğramasıyla üniversitede yaşayacaklarımı az çok tahmin etmeye başlamıştım.
Okulun ilk günleri gayet sessizdi. İlk hafta kimseyle tanışamadım çünkü çok çekiniyor ve korkuyordum. Daha sonra çok fazla kız arkadaşım oldu ve bu durum dikkat çekmeye başladı. Bir erkeğin bu kadar çok kızla gezmesi garip geliyordu. İnsanlar kibar konuşmamdan, hal ve hareketlerimden anladılar eşcinsel olduğumu ve birçok erkek yaklaşmadı tabi ki de. Emin olduktan sonra birkaç erkek yanıma geldi ve ben samimiyetlerine güvenerek onlarla sohbet ettim. Daha sonra Mersin Üniversitesi itiraf sayfasında  eşcinselleri aşağılayıcı homofobik tavırda haberler yayınlandı. Birleri itiraf ediyor imajı yaratarak benim ağzımdan paylaşımda bulundular. Ve benim okuduğum bölüme kadar paylaştılar o platformda. Benim eşcinsel olduğumu duyurmak ve kendilerine alay konusu yapmak için yaptılar bunları. Zaten erkeklerin çoğu kız tavlama peşinde. İtiraf sayfaları bunlara yarıyor sadece. Halbuki orası haber portalı gibi olsa insanlara çok şey kazandırır, belki bizim sesimiz de oradan bütün üniversiteye duyurulur. Bu eksik bir durum ve düzeltilmesi gerekiyor. Yani kısacası benim hayat tarzım başka insanların dalga konusu oldu daha ilk günlerde ve böyle de devam ediyor.
'Masama gelip hakaretler savuran erkekler oldu'
Bir gün üniversitede bir kafede kızlarla oturuyorduk ve yan masada sevgililer vardı. Bir an kafamı çevirdim ve yan masadakilerin öpüştüklerini gördüm. Bu görüntü de açıkçası rahatsız etti beni. Aradan zaman geçti ve onlar kasada para öderken gayri ihtiyari bir şekilde onlara döndüm. İçlerinden bir çocuk bizim masaya geldi ve hakaretler savuşturmaya başladı. Yanındaki kızlar benim kız arkadaşlarıma dönüp o yanınızdaki 'çiçeği' bize güldürüyorsunuz dedi ve kız arkadaşlarım benimde insan olduğumu hatırlatarak terslediler. Ben karşı taraftaki kızlardan birinin insansa insanlığını bilsin gibi laflar söylediğini duydum. Bu olay beni derinden yaraladı ama çıkardığım sonuç şu oldu. Ben gerçekten tek başıma "HOMOHOBİK" bir kız örgütü kurmuştum. Sonuçta homofobik kavramı varsa homohobik kavramı da olmadı. O arkadaşlarım benim haklarımı korumak için, beni savunmak için mücadele ettiler o gün. Olayın yaşandığı kafe benim her zaman gittiğim bir yerdi ve garsonlar bile benim haksızlığa uğradığım bilincine vararak davranıyorlardı. Ben herkesi kabul ediyorum ama onlar beni neden kabul etmiyor anlamıyorum. Eşit geldiğimiz bu dünyada yaşamak zaten zorken bir de insanlara kendini kabul travesti haberleri  ettirme çabası çok garip, çok anlamsız.
'Tuvalete ve camiye çekinerek gidiyorum'
Ben dershanedeyken tuvalete gidemezdim. Ders saatini beklerdim. Çünkü orada erkekler vardı ve benim için hiç iyi olmuyordu o ortamda bulunmak. Ben de dersten önce hocalarımla konuşup elimi kaldırdığımda izin vermelerini söylüyordum. Bir de camiye girerken bu sorunla karşılaşıyorum. 1.5 yıldır namaz kılmıyordum fakat bu eksikliği hissettim ve artık camiye gitmeye başladım. Orada ister istemez yürüyüşümü değiştiriyorum. Ama toplumdaki şu yargıyı da kırmak isterim. Neden eşcinsellerin dinsiz olduğu düşünülüyor? Ben kendimi bildim bileli böyleyim. Bu benim tercihim değildi. ankara travestileri doğdum evet ve dini inancımın sorgulanması, benim inanmadığımın düşünülmesi de çok rahatsız edici. Bu düşünce de kırılmalı kesinlikle. Ben dinime çok bağlıyım ve bu inançtan kimse beni travesti resimleri koparamaz.
'Bizi kabullenmek için eşcinsel olmaya gerek yok'
Siyaset, insanın toplumda farklı hissettiği, eksik bulduğu şey için savaşmasıdır bence. Benim Facebook'taki görüşümde bile LGBT yazıyor. Benim önceliğim bu olmalı, siyasetim bu olmalı. Bu kadar kötü şey yaşadım ama şunları kendime ilke edindim. Çok farklı biri olacağım. Herkesle dost olacağım ve kendimi benimsettiğimde iyi niyetimi anlayacaklar. Ama bir gün o birileri düşerse kaldırmak için elimi uzattığımda nasıl gözlerime bakacaklar çok merak ediyorum. Lisede tuvalette dayak yedim ben, eşcinsel olduğum için… Ama üniversitede böyle bir şey olmayacak biliyorum. Eşcinsel kimliğimle öğrenci kimliğimi birleştirdim ve ders esnasında sırada yan yana oturabileceğim arkadaşlar elde etmeye başladım ve o insanların hiçbiri eşcinsel değil. Hayatlarında hiçbiri gay görmemiş olabilir. Ama ben bu dostane duyguyu kendimle birlikte onlara benimsetebilirsem çok şey katmış olurum. Çünkü LGB travesti siteleri bireyi savunmak için ille de LGBT olmaya gerek yok. Dün beş tane daha erkek arkadaşım oldu mesela. Bu çok büyük bir artı benim için. Bu böyle devam edecek hissediyorum. Ben uzun bir süre Mersin'de olacağım ve üniversite içinde kendi topluluğumu kuracağım. Birçok insan katılacak, destek verecek ve belki şu an ismimi vermiyorum ama inanıyorum beş yıl sonra herkes beni tanıyacak.
'Toplum kabul etseydi sen beni kabul edecek miydin baba?'
Benim eşcinselliğim konusunda babamın yorumu hep biz kabul etsek bile toplum kabul etmez oldu. Ben de ona hep bu soruyu sordum : Toplum kabul etseydi sen beni kabul edecek miydin baba? O zaman susuyor tabi. Ve babam eşcinsel olduğumu ilk öğrendiğinde Kuran- Kerim'i açarak bana eşcinsel ilişki olduğu için gazaba uğrayan Lut Kavmini okudu ve beni gerçekten çok korkuttu. 'Ben n'apıyorum' dedim kendi kendime. Yanlış bir şey yapıyorsam neden yapıyorum? Bu madem günah madem yanlış ben bunu bilerek yapmıyorum, beni buna zorlayan şey ne? Herkes bunu çocukken seçtiğimizi düşünüyor. Ben bunu çocukken nasıl seçebilirdim ki. Ben doğduğumdan beri böyleyim. Milyonlarca insan var bu şekilde. Gezi Parkında 50 bin eşcinsel yürüdü bunu kimse inkar edemez. Ben bunun sıkıntısını her alanda çektim. Hocalarımın tehdit ettiği de oldu, arkadaşlarımın dalga geçtiği de ama büyük bir umutla bekliyorum, bunların aşılacağına inaniyorum. Yaşlı bir kadın bir röportajda herkesin kendi hayatı, özgür bir ülkede yaşıyoruz demişti. Bu konuşma şunu gösteriyor ki bir gün gelecek beni babaannemde kabul edecek, aşağıdaki Şükriye teyze de kabul edecek. Kınayan gözler değişecek.
'Bu zihniyet 'Benim Çocuğum'la değişecek'
Sadece din olgusuyla hareket eden Türk toplumuna karşı, eşcinsel çocukları olan anne ve babalar kamera karşısına geçerek bir belgesel çekti. 'Benim çocuğum' adlı bu belgesel televizyonda yayınlanmadı. Çünkü amaç önce yerelleri dolaşmaktı. Yerellerde LGB travestiler 'yi bilmeyen birçok insan var. Bazı üniversiteler tabi ki karşı çıktı bu filme. İçeriği kötü dendi ama bence bu filmden sonra herkes bir şeyler yapmaya başlayacak. Anlatarak olmayacak biliyorum ama bu film izlendikten sonra gerçekten birçoğunun bakış açısı değişecek. Sadece ' biz eşcinseliz, bizi böyle kabul edin' demiyorum. Benim de yapmam gereken çok şey var. Yüzyıllardır böyle devam eden bir düşünceyi kırmak için çalışmalara başladım bile. Böyle gelmiş böyle gidecek diyemem. Benimde haklarım var ve ben de sizler gibi eşit doğdum, bunun farkına varın diyebilirim."

20141022_192613

Travesti , insanlara örnek olan bir kafe hedefliyorum

Travesti , insanlara örnek olan bir kafe hedefliyorum

Ankara’nın seveni azdır. Gri derler, sıkıcı derler; bürokrasi kenti, eğlence sıfır derler. Neredeyse bir ayrımcılık temeli olarak kabul edilebilecek bir şehirdir Ankara. Gelin görün ki “bozkırın ortasında” eşine kolay kolay rastlayamayacağınız bir ortaklık doğdu. Bir travesti , heteroseksüel bir ailenin işlettiği LGBTİ dostu bir mekâna ortak oldu. Biz de Ankara’nın göbeğinde, Konur Sokak’ta, başlayan bu ortaklığı konuştuk.
Ankara’da neden olmasın?
Savoy aslında yeni bir mekân değil, son 1 yıldır faaliyet gösteriyor. Başlangıçta Ali Bey’in eşi ve çocuğuyla birlikte yürüttüğü heteroseksüel bir “aile işletmesi” olsa da aile tanımı dışlayıcı travesti haberleri olmayan bir yer.
Ali Bey ve ailesi Almanya’da geçen yıllarının ardından Türkiye’ye kesin dönüş yapıyor. Almanya’da da yaptıkları gibi eşcinsel dostu bir mekân işletmek istiyorlar. Fikir ise oldukça basit:   Ankara’da neden olmasın?
“Eşcinsel dostu”ndan “hetero dostu”na doğru
Ali Bey “Eşcinsellerin rahat oturabileceği, tanışabileceği bir ortam yaratmaya çalıştık ve başarılı olduk. Bunu daha da ileri taşımak istiyoruz” diyor.
Savoy’a Konur Sokak’tan baktığınızda istanbul travestileri  gökkuşağı renklerindeki camlarını ve elektronik tabeladaki travesti  sembollerini görebilirsiniz. Tavırlarını açıkça belirtmeleri işe yaramış olacak ki zamanla “eşcinsel dostu” yerine “hetero dostu” bir mekâna dönüşmüşler.
Eşcinsel gençlerin aileleriyle gelebileceği bir mekân
Heteroseksüel bir ailenin eşcinsel dostu bir mekân işletmesi çevredeki esnafı başlangıçta şaşırtmış ama Ali Bey “eşcinselliğin Türkiye’de de doğru bir şekilde karşılanmasını istiyorum,” diyor.
Eşcinsel dostu bir mekânın kâr amaçlı açılması halinde batacağından emin duruyor Ali Bey. Gençlerin aileleriyle de gelebileceği sakin ve eğlenceli bir yer olarak kalmak istiyor. Alkol satışı yapıldığı için de 18 yaşından küçükleri almıyor.
LGBTİ camiasıyla daha iyi iletişim kuracak biri
Savoy’a ortak bulma düşüncesi ise LGBTİ camiasıyla daha iyi iletişim kurabilecek birini bulma ihtiyacından ortaya çıkmış. Bu iş Marilyn Savoy için “biçilmiş kaftan” olunca Ali Bey ve ailesi ile ortaklık başlamış.
Bu yeni ortaklığın şerefine dün akşam Savoy’da bir kutlama yapıldı. Marilyn de mekâna dair planlarını travesti resimleri paylaştı.
“Önemli olan birlikte oturabilir hale gelmek”
“Amaç LGBT bir kafe açmak değil; amaç heteroseksüel insanlarla LGBT bireyleri kaynaştırabilmek ve onların bir şeyler öğrenebilmesini ya da alışabilmesini sağlamak,” diye anlatıyor Marilyn.
“Biz sadece LGBT mekânıyız deyip gettolaşırsak bizim için bir farkı olmayacak. Önemli olan hem heteroseksüel, hem de LGB ankara travestileri  camiayı birlikte eğlenebilir, oturabilir, sohbet edebilir hale getirebilmek.”
Transların kapı dışarı edilmeyecekleri bir mekân
Trans kadınların pek çok mekândan kapı dışarı edildikleri malum. İşletmecinin kendisinin trans olması insanların cinsiyet kimliklerinden ötürü ayrımcılık yaşayacakları endişesini azaltacaktır, diyorum Marilyn’e.
“Evet, geçen hafta cumartesi Kırşehir’den bir trans arkadaşımız geldi, solistmiş. Burada şarkılar söylendi. Rakılar içildi. Diğer trans arkadaşlara da ulaşırsam gelecekler, birçok trans birey geliyor,” diye anlatıyor. Müzik, dans ve etkinlik gibi önerilere kapıları sonuna kadar açık:
“Biz şunu yapmak istiyoruz denirse buyurun gelin derim. Onlar ne istiyor, biz ne verebiliriz konuşuruz. Burası hem LGBT’lerin, hem de heteroseksüellerin kendini gösterebileceği bir yer.”
Savoy’da ayrıca bir oda LGB travesti İ örgütlerine ayrılacak. Marilyn, dernek yayınlarına yer vermenin yanı sıra ortak etkinlikler düzenleme konusunda da istekli.
“İnsanlara örnek olan bir kafe hedefliyorum”
Ticarî kaygıları ön planda tutan bir işletme olmadıklarını Marilyn de vurguluyor:
“Ben sırf burada insanlara görünebilmek için bir tane kola ile akşama kadar oturan biliyorum, elbette otursunlar. Bunlara sonuna kadar açığız. Öyle ticarî bir kafayla hareket ediyor olsaydık bunlara müsaade etmezdik. Bunun yanında transfobik bir mekân olsaydı, ben bu işin içinde olmazdım. İnsanlara örnek olan bir kafe hedefliyorum.Alıntıdır.

081-620x802-D4A1-C9D1-416B

Travesti , insanların cinsel kimlik algısı tamamen değişti

Travesti , insanların cinsel kimlik algısı tamamen değişti

"Türkiye'de kaç tane eşcinsel var?!" diye bir soru olabilir mi tanrı aşkına? Eşcinsellik, kadın veya travesti erkek gibi cinsiyete dayalı sayılabilen bir şey değildir ki. Belki eşcinselliğin tam anlamıyla normal karşılandığı bir dünya olsa, herkes kendini keşfedip, kendisiyle barışıp, cinsel yönelimini netleştirerek rakamsal bir veri oluşmasını sağlayabilir ama heteroseksist ve homofobik dünyada ne kimse kendisiyle tam anlamıyla barışır, dolayısıyla ne de tam anlamıyla ben eşcinselim diyebiliyor; ben biseksüelim diyor, ben aktifim diyor, eşcinselliğin cinsellik boyutunu yaşamadığı için aseksüelim diyor, fantezi amaçlı travesti ilişki yaşıyorum ama eşcinsel değilim diyor… diyor da diyor. Bir kere cinsel kimlikler bilinmiyor hem LGB istanbul travestileri İ'ler tarafından, hem de heteroseksüeller tarafından. Hele gerçekten şu LGBTİ kısaltması insanların cinsel kimlik algısını tamamen karıştırdı; cinsel yönelim veya cinsiyet kimliğinin ayırdında olmayanları iyice bilgi cahili yaptı bu konuda. LGBTİ kısaltması cinsel yönelim ve cinsiyet kimlikleri, yani eşcinselliği ve transseksüelliği kapsıyor ama LGBTİ denilince geçmişte olduğu gibi insanların aklına kadınsılık geliyor, travestilik geliyor. Mesela soruyorlar bana, "Denizli'de kaç tane LGBTİ var?" diye. Ben de diyorum ki, "Şu yerde veya bu yerde şu kadar travesti siteleri  veya bu kadar LGBTİ var diyemeyiz. Sadece bulunulan ortamların özgürlük derecesinin belirlediği bir görünürlük, açık olma durumu vardır. Ama bir eşcinselin de alnında yazmıyor ki eşcinsel olduğu. Yani feminen olmak zorunda da değil eşcinseller işaret edilecek şekilde. Sanırım siz travestileri kasdediyorsunuz LGBTİ olarak. Onlar da LGBTİ'lerin temsilcisi değil ki. Burada cinsel kimlik ankara travestileri  bilgisizliği devreye giriyor yanlış tanımlamalara, yanlış algılara, yanlış sorulara sebep olan. Bilimsel verilere göre % 12 oranında eşcinsellikten bahsedilir. Mesela buna dayanarak 1 milyonluk şehirde 120 bin eşcinsel yaşıyor denebilir. Ama bunun dışında kalanları nasıl ayırt edeceğiz? Bunun transı var, kendini biseksüel olarak tanımlayanı var, kendini bastıran var, kendisiyle barışamayan var, kendisinden nefret eden var, kendisini yani ne olduğunu bilmeyen-kendisinden bihaber olanlar var. Heteroseksüel, yani erkek veya kadınım diyenin bile bir gün kendini keşfedip eşcinselliğini yaşamayacağının garantisi yok ki. Yani herkes az veya çok potansiyel bir LGB travesti haberleri İ olabilir. Heteroseksist, homofobik ve dolayısıyla insanların kedisini ifade edemediği ve bu konuda bilgisiz bir toplumda LGBTİ'lerin azınlık olarak görülmesi ve adet olarak sayılmaya kalkışılması kaçınılmaz. Ama herkes kimliği konusunda açık olsa ve LGB şişli travesti İ'ler normal karşılansa, kimse kimseyi ötekileştirmeyeceği için, 'Kaç adet LGBTİ var?' diye sorma ihtiyacı bile hissetmez. Bu tür sorular bile başlı başına bir ötekileştirme unsuru aslında.".Alıntıdır.