Sakat(!) Zihniyetler

Lambdaistanbul medya grubu için haber taraması yaparken bir saçmalıklar silsilesiyle karşılaştım. Olay, Dünya Engelsiz Yaşama Destek Derneği Genel Başkanı Ali Narin’in “Travesti ve lezbiyenler özürlü sayılsın ve özürlü haklarından yararlansın” biçiminde bir fikir beyanında bulunmasıyla patlak veriyor. Neresinden tutarsanız elinizde kalan bir “laf” bu.

Toplumda “sakat” sözcüğünün “nispeten insaflıcası” olarak bilinen ama o da içinde sayısız olumsuzlukları barındırdığı için vazgeçilen “özürlü” sözcüğünden “engelli”ye geçileli nice zaman olmuşken, adında “engelli” sözcüğü yer alan bir derneğin başkanının kalkıp hâlâ “özürlü” kelimesini kullanmasına nasıl bir açıklama getirilebileceğini bilmediğim gibi bu şahsın, üstlendiği sorumlulukların ne kadar bilincinde olduğundan da açıkçası hiç emin değilim. Ve bu kişi kalkıp LGBTT yelpazesinden nedense sadece travesti ve lezbiyenleri seçerek “özürlü sayılmaları ve özürlü haklarından yararlanmaları gerektiğini” açıklıyor. Haberi hazırlayan kişinin bilinçli bir sözcük elemesi değilse bu lütufttan(!) geylerin, biseksüellerin ve transseksüellerin niçin mahrum bırakıldığını sormak isterim beyefendiye. Madem bir iyilik yapıyorsun, herkese uzat elini değil mi ama? (Ama ülkemizde terminoloji konusunda yaşanan karışıklık kolay dinecek gibi görünmüyor zaten. “Eşcinsel” sözcüğünün sadece erkekler için kullanıldığı, “lezbiyen”liğin eşcinsellikten ayrı bir “şey” sanıldığı, travesti ve transseksüellik arasındaki farkın hepten bilinmediği, “interseks” gibi bir kavramın henüz sınırlarımızdan duhul etmediği bir toplumda yaşıyoruz. Queer olmak ise hepten bir muamma…)

Eminim böylesi bir alicenaplık göstererek kendisinin ne kadar vicdanlı, merhametli vs. vs… bir şahsiyet olduğunu fark etmenin huzuruyla daha bir mutlu uyumaya başlamıştır bu açıklamayı yaptığından beri. Ne acıdır ki, günah, sapkınlık, insanlığın sonunu getirecek felaket olarak bakılan eşcinselliğe yaklaşımda sözde en insani tutumdur “hastalık” nitelendirmesi. “Ah canııım, kıyamam. Yazık, yavrum, hasta o. Vah vah…” Bunun için de bilimi hiçe sayan sözde bilim insanları ki, aralarında Internet’ten ağına düşürdüğü insanları “klinik”lerinde tedavi cenderesine sokan şarlatanlar olduğu gibi “profesör” titrini taşıyan, basında fikirlerine danışılan koca koca adamlar da vardır, hiç eksik olmazlar hayatımızdan. Onların o şefkat, inanç, din bulamaçlı güzel sözlerine kanan, kendilerini bir şey sananlar var olduğu sürece de eksik olmayacaklardır.

Haberde, Narin’in bu açıklamalarının “bir hayli tepki gördüğü” belirtiliyor. “Neyse, aklı başında birileri çıkmış” diye sevinmekte acele etmeyin. Bu bambaşka bir tepki. Hatay Özürlüler Derneği Başkan Yardımcısı Fatih Enser, “Bu adamın sorunları var. Kendi cinsel tercihi ile değişim yaşayan insanları bizimle aynı kefeye koyamaz” diye konuşuyor. Fatih Enser de engelliymiş. 1 yaşındayken çocuk felci geçirmiş ve bir ayağını tam olarak kullanamıyormuş. Şöyle devam ediyor Enser: “Allah, kulunun kaderinde bu durumu yazmışsa yapacak bir şey yok. Ne yaparsanız yapın oluyor. Fakat, travestilik ya da lezbiyenlik farklı bir durum. İnsanlar kendi tercihlerini yaparak değişim yaşıyor. Bana göre bu bir sapkınlıktır. Bu sapkınlığın özürlülükle aynı kefeye konması da aynı şekildedir.” Ne kadar kolay bulmuş sıyrılma yolunu: Allah’ın takdiri. Zaten şu dünyada yaşanan bütün olumsuzluklar, felaketler “Allah’ın takdiri.” Trafik kazası olur, insanlar parçalanıp yollara saçılır, Allah’ın takdiri. Başka ülkelerde kimsenin oturduğu koltuktan kalkmaya tenezül etmediği büyüklükte bir deprem olur, millet çöken binaların altında yamyassı olur, Allah’ın takdiri. Küçücük çocuklar bakımsızlıktan, açlıktan ölür, Allah’ın takdiri… Bugün çocuk felci, gerekli aşılar yapılması durumunda yüzde 90 tedavi edilebilir bir hastalık. Aşılamaya önem verilen ülkelerde daha nadir görülüyor. Bebeklerde 2, 3 ve 4. aylarla 16-24 ay arasında ve ilkokul 1. sınıfta olmak üzere toplam 5 kez oral polio aşısı yapılıyor. Maddi imkansızlıklar ve benzeri nedenlerle bu aşıyı olamamak ve çocuk felcine yakalanmak başlı başına bir felaket ama 1950li yıllardan beri dünya çapında aşılama kampanyalarının sürdüğü bir hastalık için “Allah’ın takdiri” demek en iyimser tahminle zırcahilliktir. O zırcahilliğin ikinci perdesi travestiliği ve lezbiyenliği yapılan tercihlerle yaşanan değişimler sanmakla tezahür eder. Beyefendi bu konu açıldığında beni yerimden zıplatan bir terimi kullanarak devam ediyor açıklamalarına: “Bana göre.” “Bana göre bu bir sapkınlıktır.” İyi de sen kimsin diye sormazlar mı? Neye dayanarak kouşuyorsun? Ve açıkçası sana göre doğru olan şeylerin herkesi bağlayacağını nereden çıkarıyorsun? Bu nasıl bir cüretkârlıktır? “Bana göre”yle girilen sözlerin baştan çıkarıcı bir haz verdiğinin ve bu hazza zamanında anlı şanlı bakanların bile teslim olduğunun farkındayım ama haddini bilmek diye de bir şey var. Ben de esip gürleyeyim. “Bana göre dünya yuvarlak falan değildir.” “Bana göre Türkiye Avustralya kıtasındadır.” “Bana göre ‘panpiş’, Türkçe’nin görüp göreceği en anlamlı sözdür.” Bunları ben aile ya da arkadaş çevremde söylersem karşımdakiler ya kırılmayayım diye susar, sesini çıkarmaz ama arkamdan envai çeşit yerleriyle epey bir güler, ya karşımdakiler de en az benim kadar mankafa olduğu için bana hak verir ve inanır ya da aklı başında biri dayanamayıp kalkar ve “Zeynep yanlış biliyorsun, o öyle değil böyle” der. Ama bir dernek başkanı ya da yardımcısıysan bilgilenmen, ağzından çıkan lafı tartman gerekir. Kahvede pişpirik oynarken geyik muhabbeti yapmıyorsun, beyanat veriyorsun. Zurnanın zırt dediği yer ise haberin son kısmı. Böyle bir açıklamayı sağlıklı bir insanın yapabileceğine inanmayan Enser, Hatay Engelliler Derneği olarak bu işin takipçisi olacaklarını müjdeliyor: “Suç duyurusunda bulunmak için hazırlık yapıyoruz. Gereken her mercide hakkımızı savunacak ve böyle saçma şeylerin olmaması için elimizden ne geliyorsa yapacağız.”

Sonuçta engelliler de LGBTT bireyler gibi bu toplumun çoğunluğunu oluşturan kişilerin duyarsızlığından, cehaletinden paylarına düşeni fazlasıyla alıyor. Varlıklarının ve mağduriyetlerinin gözardı edilmesi, seçim dönemlerinde boş vaatlerle kandırılmaları, durumlarını karşılarındakilere anlatamamaları, tuhaf bakışlarla süzülmek onlar için yeni bir şey değil. Bu açılardan bakıldığında LGBTT bireyler de sıkça yaşıyor bunları. Ve ne acıdır ki konu LGBTT olmaya gelince engellilerin haklarını savunmak ve iyileştirmek için kurulmuş bir derneğin başkan yardımcısı kalkıp çoğul konuşarak böyle bir açıklama yapabiliyor.

Bu da Allah’ın bir başka takdiri olsa gerek…

Yeni başlayanlar için travestiler

Sevilmediğimiz yerleri sevmek için hepimiz o kadar istekliyiz ki; kocamız sevmiyorsa, para vererek sevmesini kolaylaştırırız. Ya, adam seni sevmiyor, her şeyini kullanıyor, evini, arabanı, bedenini, ruhunu!… Yeter ki sevsin. Biz veririz. Babamız sevmiyorsa, ona da para veririz. Dinimiz bizi sevmedikçe daha sofu müslüman oluruz. Asker sevmez, kolayından çürük raporu verir; hayır. Biz en alasından askeriz. Bu ülke bizi sevmez ama biz sapına kadar Türk’üzdür. Vergi verir, onu hoş tutarız. Vergimizin adı bile “Kabahatler Kanunu”; düşünün. Valla dir dir dir… Veririz de veririz…

Bir travesti kocasını elinde nasıl tutar. Trajikomik gelir bana ama bu tespitlerim yüzde doksanı için geçerlidir. Kadınlık öğrenilen bir şey madem, bir kocasının olması, kadının kadın sayılması için en önemli şart değil midir?

Bu tespit biyolojik kadınlar için bile geçerliyken, trans kadının nasıl kocası olmaz ayol? Olur. Kadın çünkü. Eğer kadın bir kere kadınsa, ben onun yaşadığı kadın olma sürecini iki kere yaşadım. Demek ki iki kere kadınım. İki kere kadınsam müsaade edin bir tane kocam olsun.

Kadın mağdursa ben iki kez mağdurum. Mağdurum, mağdur olmasına da, mağdurluğu da iki kez oynamalıyım ki, daha iyi kadın olayım. Öyle bir kocam olmalı ki, sıradan, öğretilmiş erkek davranışlarıyla yaşayan bir erkek, asla travesti kadınları tatmin etmez. Biz daha çok, genç, tam bir erkeğe benzeyen, döven, söven, küfreden, damızlık erkekler bulmalıyız ki daha çok hizmet edelim. Daha çok şiddet görelim ki kadınlığımız layıkiyle tatmin olsun.

Kadın olmak işin en önemli şartlardan birisi değil mi? Bu erkekler bir süre sonra travesti çetesini oluşturacağı için, ilk eğitimleri senden geçmeli. Sonraları, bu sana yol, su, hizmet olarak geri döneceğinden, bu nokta çok mühim. Hatta bazı travestiler kocalarını öyle severler ki, onların homo olduklarını söylerler. Adam gitmesin diye kocalarını sikerler bile. Düşünün, adam gidip başkalarına verirse, bizim kızın kadınlığı ne hale gelir? Mazallah, “Bizim kız aslında gizli adammış, aslında kız bile değilmiş” derler.

Erkeği ibneleştirip “Başka erkeklere verdiğini söylerim” diyerek kocalarını ellerinde tutmaya çalışan bir grup daha vardır. İlişkilerde kadınlık ve erkeklik gibi çok kritik roller bu şekilde paylaşılmış olur.

Rahat olun. Bir kadın, bir de erkek vardır.

“Aman, kadın diğer travestilere karşı beni utandırmasın”,

“Aman, herif gider başka travestilere verir de, benim kadınlığımı üç paralık eder”,

“Sikilmek istiyorsa, sikeriz alim allah!”,

“Aman herif başımızdan gitmesin; dövsün, paramı yesin, horlasın, dert değil”

“El aleme ne deriz? Ne lazımsa gereğini yapar, kocamızı başımızda tutarız” diyerek devam edenler var.

Bunlar etrafa karşı acı kadını oynarlar da yine kendilerini çok ezdirmezler. Ama, sadece adam sikiyor, travesti veriyorsa, olayın rengi biraz değişir. O zaman orta sınıf “beyaz kadın”ı oynarlar. Öyle evleri vardır ki bu tür travestilerin, yemin ediyorum, biyolojik kadın olsalar inanın telli duvaklı gelin olurlardı. Kız, düpedüz kız oğlan; yok, hatta bakire kalırlardı. Kalmasalar bile tek bir kişiye en fazla iki kişiye verirlerdi. Bunlar sevişmezler. Verirler ama ne verirler bilmem. En iyi yemekleri yapanlar, bulaşık yıkayanlar hep bu grup içinden çıkar. Ütü yapanları bile vardır bunların. En iyi hizmet onlardadır. Erkekleri ayrılmak istese de onlar ayrılmaz. Biyolojik bir kadını paylaşırlar, sorun olmaz ama başka bir travestiyle aldatılmayı asla sindiremezler. Bu bile kocalarından ayrılmaları için gerekçe olmaz. “Acı kadını”dır bunlar; çilekeştirler. Tıpkı analarımız gibi…

Helal olsun diyesim var benim bu grubun mensuplarına. Orta sınıf beyaz kadın gibi olmaya çalışanlar içindekilerin bazıları, düz beyazlıkla yetinmez. Bembeyaz, hatta açık beyaz olanları vardır. Evlerinde kedi, köpek gibi, en pahalısından, en sevimli ve en traşlısından, bir kokoş ev hayvanı mutlaka vardır. Anne baba olur da yavru nasıl olmaz? Olmalı. Bir yavruları mutlaka olmalı. Ben sekiz sene boyunca, bir kadın olarak, tek başıma Pakize’me nasıl baktım a dostlar; bir bilseniz! Neler çektim bir bilseniz! Kızımla ben, oy oy, anasız, babasız, kocasız pek rahattık. Ama Pakize ille bir baba istedi. Ben de Ela’ya verdim yavrumu, Yıllarca babasız büyütmüştüm. Şimdi rahat. Bir babası var. Duyduğuma göre havlıyormuş bile.

Daldık Pakize’ye, meseleyi unuttuk. Hayatımda Pakize kelimesi için emniyette neler çektiğimi bir bilseniz; Pakize lafını bir daha bir daha duymak istemezdiniz.

Gene bu grup travestilerin evlerinde masa örtülerine, dantellere bile rastlamak pek muhtemeldir. Kadın olunur da televizyon, sehpa örtüsü nasıl olmaz?

Biraz daha aşmış, sınıf atlamış travesti grubunda görülen özelliklere gelince; en başta, bunlar zeki ve enteldir. Erkeğin de çalışması gerektiğini filan düşünürler mesela. Moderndirler. Evleri elektirikli eşyayla donatılmıştır. Teknoloji manyağıdırlar. Bunlar için kocanın, evin ve arabanın görünümü her şeyin önünde gelir. Valla baksan, “kötü travesti işte” dersin ama herif manken gibidir. Çok yakışıklı çocuklar bulurlar kendilerine. Bunlar ayrıca kocalarını gruba falan sokarlar. Kocalarının en pahalı yerlerden giyinir, kıyafetleri gösterişlidir. Herif de ona alınan kıyafeti gösterir hani.

Ne yalan söyleyeyim valla, ben en çok bu tür enişteleri severim. Kızları köle gibi kullanan enişteler de çok fantastik gelir bana. Beni çok tahrik ederler. Şart değil tabi. Benim felsefem: “Bir enişte olsun da, nasıl olursa olsun.” Bilirim, travestiler en iyisini seçer. Seçimlerine burun kıvırmak olmaz. Buna rağmen eniştelerim yatmak için ısrarcı olurlarsa, valla “yok” demem. Eski yıllarda yattığımı söylediğim eniştelerim için kızlar sanırım kocalarını tembihliyor. “O Gani var ya? Yatar, yuva yıkar, yattığını da gizlemez hemen söyler haaa!…” “Yuva yıkan” diyorlar ki, itibarım üç paralık olsun. Atalarımız ne demiş: yuva yıkanın yuvası olmazmış. Dememiş mi? Demiş. “Yuvasız kuşlar gibi” şarkılarıyla büyümedik mi hepimiz?

Bu arada, yuvanın dişi kuş tarafından yapılması meselesini unutmasak iyi olur. Artık dişi kuş olduysan yuvayı da sen yaparsın. Gerçi bir travesti kuş bu konularda ne yapar ne eder pek bilmem ama…

Şimdi sıra, en tehlikeli travesti kocası grubundan bahsetmeye geldi. Bunlar basbayağı bir kültür oluşturmuştur. Travesti kocası olmak bu grup için bir meslek yerine geçer.

“Ne işle uğraşıyorsunuz?”

“Travesti kocasıyım…”

O kadar kurumsallaşmış bir grup oluşturmaktadır bunlar. Bunlar travesti kocası olma branşında kariyer yaparlar. Toplumda genellikle bunlar “gavat” şeklinde tabir edilir. Mesaileri budur. Diğer travesti kocalarıyla sosyalleşirler. Kızlar da (yani travesti kızlar) sadece kocalarının müsaade ettiği kızlarla konuşur. Kız işe gider, travesti kocaları bir araya gelerek karılarından aldıkları paraları en iyi şekilde değerlendirmenin yollarını arar. Ne bileyim işte, uyuşturucu olur, başka kızlara gitmek olur, muhtelif…

Bunların aslen biyolojik kadın sevdikleri filan da söylenir. Zaten travestiler kocalarının kadınla yatmasına pek aldırmaz; bir başka travestile meyletmişse sorun vardır. Kadına eyvallah, ama ibneyi sikmek yasak!

Bu tür eniştelerimin şakası yoktur. Elleri ağır olur. Cezaevi işi bir faça mutlaka bulunur. Bu enişte beylerle arayı iyi tutmakta fayda vardır. Ne zaman dövüp ne zaman tecavüz edeceği belli olmaz. Hatta gasp filan da vardır bunlarda. Çete teşekkül etmiştir. Biz zavallı travestiler maalesef birçok mağduruyetimizi, çektiğimiz bir çok sıkıntıyı, eğitimsizliğimizle geldiğimiz yerler belli olduğu için, şehrin en lüks yerlerinde yaşamamıza izin verildiği için, şehrin göbeğinde varoşu yaşatarak, zor yaşamımızı daha da zor bir hale sokarak, sistem seni ittikçe bulduğun ilk yılana sarılarak, sürünerek, travesti çetelerini besleyerek, kendimize böyle bir yaşam yaratırız. Orta sınıf biyolojik kadının çektiğinin iki katı, bizim sırtımızdadır.

Sevilmediğimiz yerleri sevmek için hepimiz o kadar istekliyiz ki; kocamız sevmiyorsa, para vererek sevmesini kolaylaştırırız. Ya, adam seni sevmiyor, her şeyini kullanıyor, evini, arabanı, bedenini, ruhunu!… Yeter ki sevsin. Biz veririz . Babamız sevmiyorsa, ona da para veririz. Dinimiz bizi sevmedikçe daha sofu müslüman oluruz. Asker sevmez, kolayından çürük raporu verir; hayır. Biz en alasından askeriz. Bu ülke bizi sevmez ama biz sapına kadar Türk’üzdür. Vergi verir, onu hoş tutarız. Vergimizin adı bile “Kabahatler Kanunu”; düşünün. Valla dir dir dir… Veririz de veririz…

“Devlet götümüzün vergisini sokakta alıyor!”

İstanbul LGBTİ’den seks işçisi trans aktivist İlayda 17 Aralık Dünya Seks İşçilerine Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla KaosGL.org’ konuştu: “Devlet götümüzün vergisini sokakta alıyor. Şiddete karşı güvenli çalışma alanları istiyoruz!”

Fotoğraf: Trans Onur Yürüyüşü 2014/Yıldız Tar

Bugün 17 Aralık Dünya Seks İşçilerine Yönelik Şiddetle Mücadele Günü. Dünya genelinde seks işçileri sistematik şiddete maruz kalıyor, yasalar ve toplum eliyle meslekleri kriminalize ediliyor. “Genel ahlak” seks işçilerini güvencesiz koşullarda, yaşam tehditi altında çalışmaya itiyor.

Türkiye’de de seks işçilerine dönük şiddet bitmek bilmiyor. Hükümet, seks işçilerine dönük şiddeti değil “fuhuşu bitirmeyi” önüne görev olarak koyuyor. Sistematik olarak kesilen para cezaları ise “fuhuşu bitirmek” bir yana güvencesiz çalışma koşullarını arttırıyor.

Seks işçilerine dönük bütün bu şiddet politikalarını İstanbul LGBTİ Dayanışma Derneği’nden seks işçisi trans aktivist İlayda ile konuştuk.

“LGBTİ hareketi sayesinde seks işçilerine ve translara şiddet görünür hale geldi”

Devlet ve devlete bağlı kolluk kuvvetlerinin sistematik şiddetinin yıllardır seks işçilerini ve transları hedef aldığını hatırlatan İlayda şunları kaydetti:

“Yirmi yıldır mücadele eden ve gittikçe güçlenen LGBTİ hareketi sayesinde seks işçilerine ve translara dönük şiddet görünür hale geldi. Şiddete ilişkin açıklanan rakamlar buna rağmen hâlâ daha buzdağının görünen kısmı. LGBTİ ve seks işçiliği örgütlerinin ulaşamadığı birçok şiddet olayı da yaşanmaya devam ediyor.”

İlayda seks işçilerine dönük şiddete karşı açılan davalarda da sonuç alınamadığını söylüyor. İlayda’ya göre bu sebepten ötürü birçok seks işçisi dava açmaktan vazgeçiyor:

“İzmir’de bundan yıllar önce dört beş trans seks işçisinin yaşadığı yere bir grup saldırdı. Polis arandı ve polis 5 saat sonra olay yerine gelebildi. Grup evlerimizin kapılarını kırdı, evleri dağıttılar. Yasa uygulayıcı ve kolluk kuvvetlerinin arka çıkması sonucu, saldırganlar bir ifade verip kurtuldu.”

“Türkiye Cumhuriyeti değil, Türkiye Polis Devleti denilmeli”

İzmir, Mersin, İstanbul ve Antalya gibi birçok yerde seks işçiliği yapan İlayda, “Bu ülkeye Türkiye Cumhuriyeti deniyor ama buraya Türkiye polis devleti denilmeli. Polis istediği an istediğini yapabiliyor. Yasa filan kimsenin umurunda değil. Suç addedilen meselelerde polisin yapabilecekleri bellidir ancak bu ülkede hiç de belli değil. Her an her şeyi yapabiliyorlar. Devletin translara ve seks işçilerine karşı başlattıkları gizli savaş sonucu her an her yerde gözaltına alınabilirsiniz. İtiraz ettiğinizde ise kendinizi nezarethanede bulup, ‘görevli memura mukavemet’, ‘devlet malına zarar vermek’, ‘hakaret’ gibi iddialar üzerinden cezaevine gönderilebilirsiniz. İki tane polisin yalanı hapishaneyle sonuçlanıyor” dedi.

“Devlet götümüzün vergisini sokakta alıyor”

Seks işçisi translara dönük baskı ve devlet kaynaklı şiddetin artacağını savunan İlayda, “Yeni Güvenlik Tasarısı’nın baskı ve şiddeti arttıracağını düşünüyorum. Devlet hem sokağa çıktığımızda götümüzün vergisini alıyor hem de mesleğimizle kazandığımız malımıza da el koymanın yollarını arıyor” ifadelerini kullandı.

İlayda’ya göre toplum çok “ahlaklı” bir toplum çünkü gündüz sokakta seks işçisi kadınlara saldıranlarla hava karardıktan sonra onlarla birlikte olanlar aynı kişiler.

“Fuhuşun delili olarak Sağlık Bakanlığı’nın dağıttığı kondomlar gösterildi”

İlayda bütün bu toplumsal ve devlet kaynaklı şiddete karşı, seks işçilerinin çalışabilecekleri güvenli alanların yaratılması gerektiğini savunuyor. Bir diğer talebi ise seks işçileri sendikasının kurulması. Bütün seks işçileri örgütlendiği zaman şiddete karşı durabileceklerini belirten İlayda yaşadıkları “absürt” şiddet olaylarından birini şöyle anlatıyor:

“Devletin cinsel yolla bulaşan hastalıkları önlemek amacıyla dağıttığı kondomlar üzerinden transların evleri basıldı ve ‘fuhuşa yer temin etmek’ten ötürü seks işçisi trans kadınlar tutuklandı. ‘Fuhuşun’ delili ise Sağlık Bakanlığı’nın dağıttığı kondomlardı. Kondomların sadece seks işçilerine değil herkese ücretsiz dağıtılması gerekiyor zaten. Cinsellik bir haktır ve cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı mücadele etmek devletin görevlerinden biri olmalı. Ama bu kondom dağıtılmasını bile bize karşı kullandılar.”

İlayda’yla son olarak trans seks işçilerine dönük keyfî para cezaları ve Kabahatler Kanunu’nu konuşuyoruz. Kabahatler Kanunu’ndan kesilen idari para cezalarının tutanaklarında bile “kadın kıyafeti giymiş erkekler”, “travesti mesleği” gibi ifadelerle ayrımcılık yapıldığını belirten İlayda’nın ifadeleri şöyle:

“Para cezaları kısır döngü yaratıyor”

“İstanbul’da Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın döneminde yoğunlaşan cezalar şimdi İstanbul LGBTİ’nin çabaları sonucu azaldı. Ama birçok yerde devam ediyor bu cezalar. Cezalar biriktikçe seks işçilerinin banka hesaplarına el konuluyor. Topluma ‘fuhuşu önleyeceğiz’ diyen devlet, para cezalarıyla seks işçiliğini artık yapmak istemeyenleri bile seks işçiliği yapmak zorunda bırakıyor. Ortada bir kısır döngü var. Sokağa çıkınca para cezası kesiliyor. Para cezası kesildikçe sokağa çıkıp daha fazla seks işçiliği yapmak, daha fazla müşteri bulmak durumunda kalıyoruz.”

İlayda’nın talepleri ise şöyle: “Devletin seks işçilerine dönük politikası bir an önce değişmeli. ‘Fuhuşla mücadele’ diyerek şiddet meşrulaştırılıyor. Yapılması gereken, seks işçiliği yapmak istemeyenlere istihdam; benim gibi mesleğini sürdürmek isteyenlere ise güvenli alanlar. Bir an önce genelevlerin kapıları trans olsun olmasın çalışmak isteyen kadınlara açılmalı. İmha ve gettoları dağıtma politikası da son bulmalı.”

Travesti Hülya’nın hikâyesi

“Hülya, hayatını seks işçiliği yaparak kazanıyor. Türkiye’de travestiler için, hayatlarını kazanabilmenin çok da fazla yolu yok. Her travesti seks işçisidir demiyorum, ancak vurgulamak istediğim, travestilere yönelik ayrımcılık, onların farklı alanlarda hayatlarını kazanmalarını hemen hemen imkânsız hale getiriyor.” Murat Çelikkan’ın kaleminden.

KAOS GL

Murat Çelikkan

Hülya, hayatını seks işçiliği yaparak kazanıyor. Türkiye’de travestiler için, hayatlarını kazanabilmenin çok da fazla yolu yok. Her travesti seks işçisidir demiyorum, ancak vurgulamak istediğim, travestilere yönelik ayrımcılık, onların farklı alanlarda hayatlarını kazanmalarını hemen hemen imkânsız hale getiriyor.

Tabii bu ayrımcılık, onlarla cinsel ilişkiye girmeyi kapsamıyor. Hülya şimdi, iki kolu kırık, ayağı incinmiş şekilde Ümraniye E Tipi Kapalı Cezaevi’nde yatıyor.

Hülya’nın, nüfus cüzdanındaki adıyla Şerif Daşdemir’in bu durumda cezaevinde bulunmasına yol açan olayların gelişimi, onun ifadesiyle şöyle: Hülya, 17 Kasım 2004 Perşembe günü sabaha karşı saat 04.00’te seks işçiliği yaptığı Bağdat Caddesi’nde, arabasına bindiği bir kişi tarafından ilişki sonrası istemediği eylemlere zorlandı. Bunu kabul etmeyince, bu kişi polis olduğunu söyleyip onu karakola çektirip dövdürtmekle tehdit etti. Silahını çıkarıp gösterdi. Hülya kimlik sorunca, çıkarıp kimlik gösterdi, fakat Hülya kimlik bilgilerini tam olarak göremedi. Daha sonra bu kişi, aracını polislerin olduğu bir yere çekti. Polisler arabalı kişiyi bırakıp Hülya’yı polis aracına bindirmeye çalıştı. Hülya, kaçan kişinin kendisine silah çektiğini söyledi, ancak polis o kişiye müdahale etmek yerine, olay yerine gelen başka polislerle birlikte tekme ve yumruklarla Hülya’yı dövüp, karakola çekti. Burada da sopalarla işkenceye devam edip iki kolunu kırdılar ve ayağını incittiler. Sonra da Hülya hakkında ‘polise mukavemet’ ettiğine ilişkin tutanak tutuldu. Kadıköy Savcılığı da Hülya’yı tutuklayarak Ümraniye E Tipi Kapalı Cezaevi’ne koydu. Dokuz sivil örgüt, Hülya’nın işkencecileri hakkında suç duyurusunda bulundu. Gözaltına alınırken avukatlığını yapan (CMUK kapsamında) kişinin de, işkence ve kötü muamele ile ilgili suç duyurusu var.

Lambdaistanbul Eşcinsel Sivil Toplum Girişimi, İHD, Kadının İnsan Hakları Projesi, Türkiye Sakatlar Derneği-Genel Merkezi, Dut Ağacı Ekoloji Kooperatifi, Barış Anaları İnisiyatifi, İnsanca Yaşam Platformu, Amargi Kadın Dayanışma Kooperatifi, Gökkuşağı Kadın Derneği, İstanbul Toplumsal Ekoloji Platformu, İAMİ- İstanbul Antimilitarist İnisiyatifi Hülya’nın uğradığı muamele konusunda suç duyurusunda bulunan örgütler. Hülya’nın tutukluluğuna itiraz reddedildi. İşkenceye sıfır tolerans olduğu iddia edilen cennet vatanımızda, suç duyurusunun akıbeti ise henüz meçhul!

Fahişe gibi giyinmek suç oluyor

Fransa kısa bir süre içinde ‘fahişe gibi giyinmeyi’ illegal kılan bir yasa düzenlemesi kabul etmeyi tasarlıyor. 

Yasanın, Paris’in Pigalle ve St Denis Caddesi gibi seks işçilerinin yoğunlukla çalıştığı bölgelerin çehresinde değişimi amaçladığı belirtiliyor. Yasanın kabul edilmesinden sonra fahişelerin, seksi kıyafetler giymek yerine kot pantolon, spor ayakkabı gibi sıradan kıyafetler giyeceği belirtiliyor. Fransız seks işçileri sendikası yasayı “büyük bir geri adım” olarak tanımladı.
Sendika sözcüsü Chloe Navarro, yasanın kadınları giyimlerine göre cezalandırdığını ve fahişeleri yaptıkları iş sebebiyle mağdur olarak gösterdiğini ve çalışma koşullarını kötüleştirdiğini ifade etti. Fuhuş karşıtı Fransız grup ‘Mouvement du Nid’ ise yasanın yeterince güçlü olmadığını ve seks satın almak isteyen müşterilerin cezalandırılması gerektiğini açıkladı. Mevcut Fransız yasalarına göre reklamsız yapıldığı sürece “seks için para önermek veya aramak” legal. Seks işçisi kadın satmak ise illegal.

Cinsel Problemler ve Çözüm Yolları

Cinsel sorunların yüzde biri bedensel faktörlere dayanırken geri kalan ve neredeyse bütününü oluşturan büyük çoğunluğu bedensel değil psikolojik sebeplerden kaynaklanmaktadır. Cinsel problemlerin tedavisi mümkün olmasına rağmen çoğu kişi bu problemini yok saymaya çalışır ve tedaviden kaçınır.
Hem kadınlarda hem de erkeklerde cinsel problemlere çok sık rastlanır. Sebepler bireye özgü olsa da genellikle cinsel açıdan ailevi baskı altında yetişmiş kişilerde cinsel problemler kaçınılmazdır. Cinsellikle ilgili yanlış bilgilendirilmeler, yaşanmış kötü tecrübeler de cinsel sorunlara yol açabilir.

Kadınlar kültürel sebeplerden cinselliği konuşmaktan çekinmekte, ayrıca cinsel fonksiyon bozukluğuna rağmen cinsel hayatını devam ettirebildiği için de cinsel sorunu ile yaşamayı tercih edebilmektedir. Hatta bazı kültürlerde cinselliği sadece eşini n ihtiyaçlarını karşılamak için yaşayan, kendi cinselliğini önemsemeyen ve probleminin farkında olmayan kadınlar dahi vardır.

Kadının cinsel hayatını yönlendirmesinde erkeğin etkisi büyüktür. Kadında görülen cinsel problemlerin kaynağı sadece kadın değildir. Kadın başka bir takım sebeplerden cinsel soğukluk ve isteksizlik yaşayabilir fakat erkeğin bu konudaki yaklaşımı bu problemi n çözümüne yardımcı da olabilir, daha da kötüye gitmesine sebep de olabilir. Kadınlar da cinsel istek eşine karşı duyduğu sevgi, sevilme ve beğenilme hisleri ile doğru orantılıdır. Cinsel isteksizlik kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülmektedir. Kadının fizyolojik özelliklerinin yanı sıra aile içerisindeki sorumluluğunun daha fazla olması, eşinden destek görememesi, eşi tarafından kötü söz ve şiddete maruz kalması özellikle cinsel isteksizliğe yol açar.

Evliliklerinde cinsellik dışında başka problemleri olmayan çiftler bu sorunu kolaylıkla aşabilirken, problem önemsenmeyip tedavi süreci ertelendiğinde evlilikte başka iletişim ve uyum problemleri görülmekte; bu da her iki tarafın iş ve sosyal hayatını olumsuz etkileyebilmektedir. Bu süreçte karşı taraf eşine anlayışlı davranmalı ve sabırlı olmalıdır. Eşinin baskısı ile tedaviye zorlanan kişilerde problemin çözümü çoğu zaman mümkün olmaz. Psikolojik sebeplerin ortadan kaldırılmasında kişinin kendini hazır hissetmesi ve çözümü konusunda istekli olması birinci koşuldur. Kişinin cinsel problemini fark etmesi için öncelikle özgüveninin yerinde olması ve cinselliği hak ettiğini düşünmesi gerekir
Cinsel hayatında sorun yaşayan kadınların bir kısmı bu sorunu kabullenip hayatlarını bu şekilde devam ettirmeye çalışırlar, fakat bu çözüm değildir ve başka sıkıntılar yaşamalarına sebep olur. Görülen en büyük etki mutsuzluk, huzursuzluk, tahammülsüzlük ve bunların getirdiği bir takım fiziksel rahatsızlıklardır ( baş ağrısı, baş dönmesi, halsizlik, mide bulantısı, karın ağrısı, unutkanlık, çarpıntı, bayılma… gibi).

Kadınlar en sık görülen cinsel problemler;

Vajinismus (ilişkiye girememe),
Cinsel isteksizlik,
Orgazm olamama,
Cinsel tiksinti.
Özellikle ülkemizde olduğu gibi erkekliğin cinsellikle özdeşleştiği kültürlerde yetişen bir erkeğin cinsel problemini kabullenmesi daha zordur. Cinsellikte erkeğin aktif ve yönlendirici olması gerektiği düşüncesi de erkeğin kendini baskı altında hissetmesine ve performans kaygısı ile sorun yaşamasına sebep olabilmektedir. Erkeğin cinsel problemini kabullenmesi ve çözüm araması için zamana ihtiyacı olabilir. Bu süreçte ısrarcı ve sabırsız davranan kadınlar eşlerine yardımcı olamaz, aksine erkeğin bu konuda bir direnç geliştirmesine sebep olabilirler.

Cinsel sorunları olan bazı erkekler mastürbasyona yönelerek fiziksel ihtiyaçlarını gidermeyi tercih edebilirler. Fakat bu sağlıklı bir çözüm değildir. Kişi bir süre sonra bunu alışkanlık haline getirebilir ve eşiyle yaşadığı ilişki seyrekleşir. Cinselliğin seyrekleşmesiyle eşler birbirinden uzaklaşır ve her iki taraf da cinsel sorunu çözme isteğini kaybeder.
Erkeklerde görülen cinsel problemler;

Erken boşalma,
Sertleşme problemleri,
Cinsel isteksizlik,
Orgazm olamama.
Ruh sağlığının yanı sıra bedensel sağlığa dikkat etmek ve rahatsızlıkların tedavisini ihmal etmemek de cinsel hayatta yaşanan sorunları azaltmaya yardımcı olur. Genel sağlık durumu yerinde olmayan kişilerin ,( fazla kilo, eklem problemleri, ağız ve diş hastalıkları, cilt hastalıkları… gibi )cinsel problem yaşama ihtimalleri daha yüksek, problemlerini çözme şansları düşüktür. Bedensel rahatsızlıklar ruhsal sıkıntılara, ruhsal sıkıntılar da bedensel problemlere yol açtığından hem ruh hem de beden sağlığımıza önem vermemiz gerekir.

Cinsel problemine karşı duyarlı olmayan ve bu konuda tedaviden kaçınan kişilerin eşlerinde bir takım şüpheler oluşabilmekte (eşinin kendisini sevmediği, beğenmediği, eş cinsel olduğu, bir başkası ile kendisini aldattığı… gibi); bu şüpheler evlilikte aşılması zor sıkıntılara yol açabilmektedir. Oysa ki basit bir tedavi ile evlilik hayatınızı çıkmaza sokmaktan kurtarabilir ve mutluluğu yakalayabilirsiniz. Cinsel sorunlar her kültürde ve eğitim düzeyindeki kişilerde görülebilir. Cinsel sorununuzu kabul etmekten ve tedavi sürecinden kaçınmayınız.

Cinsel İlişki Süresini Uzatmak İçin Öneriler

8 ADIMDA TUTKULU VE HAZ DOLU BİR CİNSEL HAYAT…

“Cinsel ilişkiyi keyifli ve uzun bir hale getirmek çiftlerin elindedir” diyen Cinsel Terapist Sibel Parlak’ın verdiği önerileri uygulayan çiftler, hem seksten daha fazla doyum ve haz alacak hem de cinsel birleşme sürelerini uzatabilecekler.

İletişim: Çiftler cinsellikle ilgili istek, beklenti ve duygularını birbirine açıkça ifade edebildikleri bir iletişimde olmalıdır. Sırf eşinin gönlü olsun diye o akşam seks yapan bir kadın, çok soğuk davranıp eşinin yeterince haz almasını engelleyebilir, bu süreç devam ederse erkekte erken boşalma gibi sorunlar baş gösterebilir. Açık ve rahat bir iletişim bu tür sorunları engeller, cinsellikte istediği ve istemediği şeyleri rahatlıkla konuşabilen bir çift cinsellikten daha çok keyif alır.

Uygun ortam yaratmak: Güvenli ve rahat olan bir mekanda cinsellik daha keyiflidir. Konforsuz ve güvensiz bir ortamda olan çiftin yaşayacağı haz ve keyif azdır ve ilişki kısa sürelidir.

Ön sevişme süresi: Kadınlar ön sevişmeden büyük bir haz alırlar, ön sevişme süresinin en az 20 dakika olması gerekir. Erkeğin erken boşalma sorununu denetim altına alması ve kadının orgazma ulaşabilmesi için ön sevişme yapılmalıdır. Ön sevişme sırasında dokunma, okşama ve haz alıp haz vermeye odaklanan, birbirine olan sevgisini sevişerek gösteren çiftin cinsel ilişki süresi uzar.

Fanteziler ve aşk oyunları: Partnerinizle olan cinsel hayatınızdan artık eski hazzı ve keyfi alamıyorsanız cinsel hayatınızı rutin ve sıkıcı bir hale getirmiş olabilirsiniz. Bu durumu değiştirmek için yaptığınız fanteziler ve aşk oyunları cinsel ilişki sürenizi ve aldığınız hazzı artırabilir. Partnerinize erotik bir masaj yapmak, kışkırtıcı bir dans, seks oyuncakları, seksi iç çamaşırları ve gecelikleri giymek, erotik bir sürpriz yapmak, değişik mekanlarda sevişmek, cinsel çağrışımlar yapan sms’ler atmak, erotik bir film izlemek, romantik mum ışığında bir yemek yemek veya partnerinizle yeni tanışmış gibi flört edip kur yapmak…

Sevgi, saygı ve öz güven: Kişi kendiyle ve bedeni ile barışık, kendine güveniyorsa cinsel hayatında daha rahat ve aktif olur. Eğer partnerine sevgi ve saygı duyuyorsa mutlu bir beraberliği olur. Çift sevgi ve seksi bir potada eritirse, seks ve sevgi birbirini çağrıştırırsa sevişme sevginin göstergesi bir eylem olduğundan sevgiyi daha çok hissedip, paylaşmak için çift cinsel ilişkiyi uzatır.

Tutku: İlişkisinde romantizm ve tutkuya önem veren çiftler, seksi mekanik bir eylem haline getirmez. Tutkulu ve romantik bir çift uzun ve ateşli sevişmeler yaşar.

Beslenme: Cinsel iştahı artıran, afrodizyak besinler almak cinsel hayatı olumlu etkiler. Sevişmeden önce şişkinlik yapan yiyecekler yemek, soğuk içecekler, dondurma yemek cinsel isteği azaltır. İyi bir cinsel performans için ne aç ne tok olunmalıdır.

Spor: Egzersiz ve spor yapan bireylerin, dinç ve sağlıklı olmaları nedeniyle cinsel performansları daha iyidir. Egzersiz yapan kişilerin kalp atışları arttığı ve kan dolaşımı hızlandığı için cinsel istekleri artar. Penis ve vajen etrafında yer alan pelvis taban kaslarını çalıştıran hareketler yaparak cinsel hazzı uzatmak mümkündür. Sağlığına dikkat edip sigara ve alkolden uzak duran kişilerin cinsel birleşme süreleri uzamaktadır.

Öpüşmek Önemli

İyi bir cinsellik deneyiminin ilk adımı dudaklarda atılıyor, burada yakılan ateş tüm vücuda yayılıyor.

Ancak öpüşme konusunda iyi değilseniz cinsellik deneyiminizi ateşlemekle ilgili bir sorununuz var demektir. Bugüne kadar dudaklarını özgür bırakmakta zorlananlar için birkaç önerimiz var.

Ellerinizi de kullanın
Öpüşürken ellerini nereye koyacağını bilemeyenlerden biri de siz misiniz? Ellerinizi boşlukta öylece sallandırmak yerine, onun saçlarıyla oynamak, kollarına dokunmak, öpüşmenin kontrolünü ele almak ya da çenesine dokunmak için kullanabilirsiniz. Öpüşme sırasında ellerinizle hafifçe onun yüzüne dokunursanız epey tutkulu bir geceye hazırlandığınızdan emin olabilirsiniz.

Oyuncu olun
Öpüşmenin en heyecanlı yerinde ellerinizi onun saçlarının içinden geçirin ve başını hafifçe geri çekin ki dudakları sizden birkaç milimetre uzaklaşmak zorunda kalsın. Bu sırada hafif alaycı bir şekilde gülümseyebilirsiniz de. Birkaç saniye onu bu şekilde kendinizden uzak tuttuktan sonra öpüşmeye kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.

Bırakın daha fazlasını istesin
Tutkulu bir öpüşmenin tam ortasında durun ve onunla konuşmaya başlayın. Muhtemelen devam etmek isteyecek ve o kadar da kolay bırakmayacak. Sizi daha da tutkulu bir şekilde öpmeye devam edecek.

Boynunu es geçmeyin
O sizin boynunuzu öptüğünde nasıl kendinizden geçtiğinizi hatırlayın. Onun da aynı şekilde hissedeceğinden emin olabilirsiniz. Yeteneklerinizi gösterme zamanı, boynuna konduracağınız tutkulu öpücüklerle onu titretebilirsiniz.

Fısıldayın
Başını hafifçe yana çevirin ve kulağına sevimli ya da biraz ayıp şeyler fısıldayın. Sonra gözlerinin içine bakıp onu öpmeye devam edin. Söyleyeceklerinizi doğru seçerseniz onu kendinden geçirebilirsiniz.

Gülümseyin
Gülümsemek güzeldir. Sizin mutlu olduğunuzu, zevk aldığınızı, keyifli vakit geçirdiğinizi gösterir. Öpüşürken gülümserseniz o da sizi mutlu ettiği için kendini çok iyi hissedecek ve ona ihtiyacı olan ego patlamasını yaşatmış olacaksınız. İnanın gerisi daha güzel gelecek.

Nerede duracağınızı bilin
Bazen güzel ve tutkulu bir öpücük yatakta sonlanmayabilir. İkiniz de tutkuyla yanıp tutuşsanız bile gerçekten o an ayrılmanız gerekiyorsa öpüşmeyi bırakan ilk siz olun. Onu öpmeye devam etmeyi ne kadar istiyor olursanız olun şunu unutmayın; doruk noktasındayken dur demeyi bilen her zaman daha çok arzulanan olur.

Tempoyu artırın
Onu en beklemediği anda şaşırtın. Karşılıklı öpüşmeleriniz ve dokunmalarınız sırasında bir süre pasif durumda kalın ve hiç beklemediği anda onu tutkuyla öpmeye başlayın. Gözlerinize o vamp kadın bakışını yerleştirmenizde de fayda var.

Baş başa kalın
Kimse içinizdeki Lolita’yı ne zaman ortaya çıkaracağınıza karışamaz. Ama herkesin içinde öpüşen çiftleri siz de biraz rahatsız edici bulmuyor musunuz? Onlardan biri olmayın ve onu öpücüklerinizle baştan çıkarmak için baş başa kalacağınız zamanları bekleyin.

Erkekler ve Kadınlar için Cinsiyet Değiştirme Ameliyatı & Operasyonu için Sabıka Kaydı

Artık cinsiyet değişikliği için sadece sağlık raporu yeterli olmayacak. Değişiklik isteyen adli sicil kaydını da mahkemeye sunacak.Şişli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, biyolojik yönden erkek olan cinsiyetinin kadın olarak değiştirilmesine izin verilmesi istemiyle dava açan kişinin, nüfus kaydında erkek olan cinsiyetinin kadın olarak değiştirilmesine karar verdi.Adalet Bakanlığı, yerel mahkeme kararının, kanun yararına bozulmasını istedi.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, sonuca etkili olmamak üzere yerel mahkeme kararını bozdu.

Dairenin kararında, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 40. maddesinde ”cinsiyetini değiştirmek isteyen kimse, şahsen başvuruda bulunarak mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebilir. Ancak, iznin verilebilmesi için, istem sahibinin on sekiz yaşını doldurmuş bulunması ve evli olmaması ayrıca transseksüel yapıda olup cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunluluğunu ve üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun bulunduğunu bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınacak resmi sağlık kurulu raporuyla belgelemesi şarttır. Verilen izne bağlı olarak amaç ve tıbbi yöntemlere uygun bir cinsiyet değiştirme ameliyatı gerçekleştirildiğinin resmi sağlık kurulu raporuyla doğrulanması halinde, mahkemece nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılmasına karar verilir” hükmünün yer aldığı belirtildi.

LGBT ve Yurtlar

Üniversiteye henüz başladığınız vakitleri hatırlıyor musunuz? Şöyle bir düşünün…
Şanslıysanız tanıdığınız bir kaç kişiden oluşan sosyal çevreniz, siz daha dersliği ararken son sürat seyreden dersler, göz açıp kapatıncaya kadar gelmiş olan sınavlar, ama hepsinden öte artık yeni bir yuvanız var; yurt odanız!
Ne kadar zaman geçirdiğiniz önemli değil; bir kaç ay da olabilir, yıllar da, ama yurtlar bir çok öğrencinin üniversite hayatını geçirdiği, uyuyup derse geç kaldığı, oturup dedikodu yaptığı, ders çalışarak sabahladığı yuvası oluyor.

Ne yazık ki bu yuvalar herkes için aynı derecede rahat, yurtların düzenlenişi herkes için aynı derecede önyargısız değil. Hizmetin ve yaşam koşullarının verilen ücrete bağlı olduğu gerçeğini bir kenara bırakırsak, yurtlarda göze çarpan ilk şey odaların hetero-merkezli ikili cinsiyet sistemine göre (birbiriyle kesişmeyen ve zıt kadın-erkek kategorilerine göre) düzenlenişi. Bu düzenlenişe göre, kalacak öğrenciler henüz yurt kapısından girer girmez belirli cinsiyet kimliklerini (kadın veya erkek) hatta cinsel yönelimi (heteroseksüel) kabul etmiş sayılıyor. Bu kimlikler sadece kimin hangi odada kalacağını değil; aynı zamanda kalanların yaşam pratiklerini ve birbirleriyle olan ilişkilerini, yurt kurallarını, yurt yönetimi-öğrenciler arasındaki ilişkileri hatta öğrencilerin yurdun dışındaki davranışlarını belirliyor. Soyunup giyindiğimiz yer sadece heteroseksüel “hemcinslerimizin” ikamet ettiği yurt odaları olduğu müddetçe diğer cinselliklerin olduğu bir ortamda çıplaklık nasıl garip olmaz ki?

Bu düzenleniş kendini hiçbir cinsel kimliğe sığdıramayan, bulunduğu bedene atfedilen cinsiyetten olmayan ve “karşıt cinsi” haricinde kişilerden (de) hoşlanan öğrenciler için kabul edilebilir değil. Lezbiyen, gey, biseksüel, travesti/transseksüel, interseks ve queer öğrenciler bu koşullardan rahatsız çünkü her şeyden önce heteroseksist-ikili cinsiyete dayalı odalar cinsiyet kimliklerinden/cinsel yönelimlerinden kaynaklı her türlü ayrımcılığı meşru kılıyor. Sözgelimi; LGBTQI olduğunu açıklayan bir öğrencinin yurt arkadaşlarına açılmasından sonra onunla birlikte giyinmemek, ona şüpheli yaklaşmak, yer yer dalga geçmek, taciz etmek, dışlamak sıkça karşılaşılan bir durum. Yurtların halihazırdaki düzenlenişi bir kişi tarafından bozulduğu vakit her türlü zorbalıkla (bullying) karşılaşmak için adeta bir boş alan yaratılıyor. Bahsedilen durumlar ne yazık ki varsayım değil, gerçek. Biz LGBTQI öğrencilerin bu duruma çözüm önerisi 2 aşamalı;

1- Öncelikle yurt çalışanlarına yönelik farklı cinsellikler oryantasyonu verilmesi. Bu eğitim, bir dışlanma, taciz ya da rahatsızlık söz konusu olduğunda sorunun münferit olmadığının kavranmasına ve çözüm bulunmasına yardımcı olacaktır.

2- Cinsiyetsiz/LGBTQI öğrenci odaları kurulması. LGBTQI öğrenciler başta olmak üzere bu odaları seçen herkesin girebileceği, öğrencilerin kendilerini en baştan heteroseksüel erkek/kadın olarak tanımlamaya zorlanmayacağı ve her türlü cinsel çeşitliliğe açık bu odalarda amaç bir LGBTQI gettosu yaratmaktan öte, öğrencilerin cinselliğe dayalı hiçbir kimliği zorla kabul etmenin ve bunu bozmanın sonuçlarıyla yüzleşmek durumunda kalmamasıdır. Varolan düzenleme kadın ve erkek odalarının yanına 3. bir seçeneği daha gerektiriyor ve Boğaziçili Lezbiyen, gey, biseksüel, travesti/transseksüel, interseks ve queer öğrenciler olarak bu seçeneği talep ediyoruz.